Betül Topaklı / Milliyet.com.tr – Ümit Çeliker, 1984 yılında Eskişehir’de doğup büyüdü. Makine mühendisliği bölümünden mezun olan Ümit, mezuniyetin ardından reklamcılık sektöründe kendi işini kurdu ve bir süre bu alanda çalıştı. “Ancak zamanla yoğun iş temposunun bana uygun olmadığını fark ettim” diyen Ümit, “Daha sakin, daha özgür ve alternatif bir yaşam biçimine yönelme isteği oluştu. Bu süreçte karavan hayatının bana yakın olduğunu düşündüm ve bu yaşam tarzına geçme kararı aldım” dedi. Aslında Ümit’in karavan hayatına olan ilgisi çocukluk yıllarına dayanıyordu. Ümit, o günleri şöyle anlatıyor:

“Eniştem Almanya’da büyüdüğü için daha gezgin, özgür bir yaşam anlayışı vardı. Ankara’dan tatile çıkarken karavanlarıyla Eskişehir’e uğrarlardı. Ben de yaklaşık 8 yaşlarındayken o karavanın arkasından hayranlıkla bakardım. Eniştemin o özgür ruhu, gezgin yaşam tarzı ve karavan sevgisi bende de iz bıraktı. Evimize geldiklerinde karavanın içine girer hatta bir gece kalacaklarsa ev yerine karavanda kalmayı tercih ederdim. Onlar giderken de hep imrenir, ‘keşke ben de onlarla gidebilsem’ diye düşünürdüm. Tabii ailem buna izin vermezdi ama o duygu içimde hep kaldı. Yıllar sonra yurt dışında panelvan araçların karavana dönüştürülerek, yaşam alanına çevrildiği akımlar yaygınlaşmaya başlayınca, çocukluğumdan gelen o ilgi yeniden ortaya çıktı. Böylece kendi karavanımı yapma ve bu hayatı deneyimleme fikri benim için gerçek bir hedefe dönüştü.”
‘DÜNYAYA SADECE ÇALIŞMAK İÇİN GELMEDİM’
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
kaynak olarak ekleyin
Üniversite sonrası kendi reklam ajansını kuran Ümit, yaklaşık 3-4 yıl bu işi yaptı. Ancak bir süre sonra reklamcılıktan uzaklaşmak istediğini fark etti. Bunun en büyük nedeni ise, ticaretin hayatının tamamını kaplamasıydı. Sabah işe gidiyor, bazen gece geç saatlere kadar çalışıyordu. Para kazanıyordu ama hayatı kaçırıyormuş gibi hissediyordu. “Arkadaşlarım buluşuyor, geziyor, sosyalleşiyordu; ben ise sürekli çalışıyordum” diyen Ümit, “Bir noktada kendi kendime, ‘Ben dünyaya sadece bunun için gelmedim’ dedim. Daha az kazanıp daha sade bir hayat yaşayabileceğimi, gelir azaldığında giderlerin de azalacağını ve bunun bana daha fazla özgürlük sağlayacağını düşünmeye başladım. Tam da bu düşünceler hayatımda yer etmeye başladığı dönemde eşimle tanıştım. Bakış açılarımız birbirine çok benziyordu. İlk olarak Eskişehir’de birlikte bir kafe açtık. Yaklaşık iki yıl boyunca o kafeyi işlettik” dedi.
‘58 BİN TL’YE ALDIK, 100 BİN TL’YE TAMAMLADIK’
Bu süreçte Ümit’in dikkatini karavan yaşamı ve yurt dışında yaygınlaşan “van life” kültürü çekmeye başladı. “Başta sadece kendimize ait bir aracı dönüştürmek istiyorduk. O dönem, yani 2018 civarında bununla ilgili çok fazla kaynak da yoktu. Biz de kendi deneyimimizi paylaşmaya karar verdik” diyen Ümit, “Kafenin karşısındaki arazide ilk karavanımızı dönüştürmeye başladık ve tüm süreci eşimle birlikte sosyal medyada paylaşmaya başladık. İlk karavanımız, daha çok kafeden izinli olduğumuz günlerde doğaya kaçmak için tasarlanmış küçük bir panelvan araçtı. Günlük kullanım için de uygun olmasını istiyorduk. İçinde temel ihtiyaçlarımızı karşılayacak küçük bir mutfak ve konaklama alanı vardı. Aracı boş panelvan olarak satın aldık ve dönüşümünü tamamen kendimiz yaptık. 58 bin TL’ye aldık, 100 bin TL’ye tamamladık. İç tasarımından dekorasyonuna kadar her şeyi kendi ihtiyaçlarımıza ve zevkimize göre şekillendirdik” şeklinde konuştu.
TAM ZAMANLI KARAVAN HAYATINA GEÇTİLER
Sonrasında Ümit ve eşi kafe işletmesini devredip, ilk karavanlarını da satarak daha büyük bir karavan yaparak tamamen yollara çıkmaya karar verdi. Çünkü karavan yaşamı içlerini öyle işlemişti ki artık bunun geçici bir deneyim değil, bir yaşam biçimi olduğunu fark ettiler. Bunun üzerine “Uzay” adını verdikleri, 1976 model eski bir karavan satın alan çift, aracı baştan sona restore edip yola çıktı. “Aslında bizim gerçek maceramız ve tanınmaya başlamamız da o dönemde oldu” diyen Ümit, “Yaklaşık üç yıl boyunca o karavanla Türkiye’nin dört bir yanında yaşadık. Ormanlarda, doğanın içinde, yollarda kaldık; sürekli hareket hâlindeydik. Bu süreç pandemi dönemine de denk geldiği için birçok takipçimiz bizimle birlikte o yolculuğu deneyimlemiş gibi oldu. İnsanlar evdeyken bizim videolarımızla farklı yerleri keşfedip, anılarımıza ortak oldular” ifadelerini kullandı.

“Üç yılın sonunda ise artık o karavanın bize yetmediğini düşündük. Hem yaşam alanını büyütmek hem de sosyal medya tarafında yeni bir proje yapmak istiyorduk. Bu fikirle, daha önce İstanbul’da Kadıköy-Pendik hattında çalışan çift katlı bir belediye otobüsünü satın alıp karavana dönüştürmeye karar verdik. Tabii oldukça iddialı bir projeydi. Yaklaşık iki yıl boyunca dönüşüm süreciyle uğraştık. Her şeyi kendimiz yaptığımız için süreç uzun sürdü. Üstelik otobüs beklediğimizden daha paslı ve yıpranmış çıktı, bu da işi daha da zorlaştırdı. Ama sonunda ortaya gerçekten çok özel bir karavan çıktı. Şu an dünyada da tanınan, oldukça özgün bir proje hâline geldi. Bizim için de tam donanımlı bir eve dönüştü. İçinde çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, ayrı yatak odası, salon gibi alanlar olan; uzun süre yaşamaya uygun bir düzen oluşturduk.”
‘USTALIK ESERİMİZ’
Bu sayede tam zamanlı olarak karavanda yaşayabildiklerini anlatan Ümit, “Tabii bunun bir dezavantajı da oldu. Karavan büyüdükçe hareket kabiliyeti azaldı ve eskisi kadar sık seyahat edemez olduk. Bu yüzden İstanbul’da bir arazi kiraladık ve burada daha sabit bir yaşam kurduk. Şimdi ise dördüncü ve son karavanımızla yeniden biraz daha mobil bir hayat yaşamaya çalışıyoruz. Karavan hayatını tecrübe ettikçe insan gerçekten neye ihtiyacı olduğunu daha iyi anlıyor. Bu yüzden son yaptığımız karavana ‘ustalık eserimiz’ diyoruz. Çünkü onu, dört mevsim rahatça yaşayabileceğimiz, yazın da kışın da bizi zorlamayacak şekilde tasarladık” diye konuştu.

‘YENİ EŞYAYI ALMADAN ÖNCE İKİ KEZ DÜŞÜNÜYORSUNUZ’
“Hayalim, sevdiğim şeyleri yaparak mümkün olduğunca az çalışmaktı. Şu anda buna büyük ölçüde ulaştığımı düşünüyorum” diyen Ümit, sözlerine şöyle devam etti: “Sosyal medya için içerik üretmek ve video çekmek bana iş gibi değil, keyif aldığım bir hobi gibi geliyor. Karavan hayatında çok büyük gelirler elde etmenize de gerek kalmıyor. Çünkü bu yaşam biçimi sizi doğal olarak daha minimal bir hayata yönlendiriyor. Daha az tüketiyor, daha az alışveriş yapıyor ve ihtiyaçlarınızı sadeleştiriyorsunuz. Böyle olunca çok yüksek bir gelire de ihtiyaç duymuyorsunuz. Doğada yaşarken gereksiz alışveriş yapma isteği de zamanla ortadan kalkıyor. Yakınınızda sürekli bir market ya da alışveriş merkezi olmayınca, can sıkıntısından alışveriş yapma alışkanlığı da kayboluyor. Bir de şunu fark ettim; doğadayken her gün aynı tişörtü giymek bile rahatsız etmiyor. Çünkü sizi bununla değerlendiren kimse olmuyor. Karavan hayatı insana sürekli şu soruyu sorduruyor: ‘Buna gerçekten ihtiyacım var mı?’ Yaşam alanınız ve dolabınız sınırlı olduğu için her yeni eşyayı almadan önce iki kez düşünüyorsunuz. Bu da sizi doğal olarak tasarrufa yönlendiriyor.”
