Çocuklukta Görülmeyen Duygular: Duygusal İhmalin Yetişkinlikteki İzleri

Fakat bütün bunlar, o çocuğun duygusal olarak da görüldüğü anlamına gelmez. Çünkü insan yalnızca bakım görmeye değil, aynı zamanda anlaşılmaya, duyulmaya ve duygularına alan açılmasına ihtiyaç duyar. Duygusal ihmal, çoğu zaman yüksek sesli bir travma gibi yaşanmaz. Bazen evin içinde bağırışlar, açık bir şiddet ya da belirgin bir kötü muamele yoktur. Ancak çocuk üzgün olduğunda “abartma”, korktuğunda “korkacak ne var”, öfkelendiğinde “ayıp, sus”, ağladığında “bunda ağlayacak ne var” cümleleriyle karşılaşır. Zamanla çocuk şunu öğrenir: “Benim duygularım önemli değil.” İşte bu öğrenme, yetişkinlikte birçok ilişkinin, kaygının ve öz değer probleminin görünmeyen kökenlerinden biri olabilir.

Duygusal İhmal Nedir?
Duygusal ihmal, çocuğun duygusal ihtiyaçlarının yeterince fark edilmemesi, anlaşılmaması veya karşılanmamasıdır. Burada mesele ebeveynin çocuğunu sevip sevmemesi değildir. Bir ebeveyn çocuğunu çok sevdiği hâlde onun duygusal dünyasına nasıl temas edeceğini bilemeyebilir. Kendi çocukluğunda duyguları görülmemiş bir yetişkin, çocuğunun duygularını anlamakta zorlanabilir. Çocuk için ise bu durum sevgi eksikliğinden çok “duygusal aynalanma” eksikliği olarak yaşanır. Çocuk ne hissettiğini anlamak için önce bakım veren kişinin tepkisine ihtiyaç duyar. “Şu an korktun, bu sana zor geldi”, “Üzüldüğünü görüyorum”, “Kızgın olman anlaşılır” gibi cümleler çocuğun iç dünyasını düzenlemesine yardım eder. Bu cümlelerin yokluğunda çocuk kendi duygularını tanımayı, adlandırmayı ve yönetmeyi öğrenmekte zorlanabilir.
Yetişkinlikte Nasıl Görünür?
Duygusal ihmal yaşayan bireyler yetişkinlikte çoğu zaman “Benim çocukluğum kötü değildi ama içimde hep bir eksiklik var” cümlesiyle gelirler. Dışarıdan güçlü, sorumluluk sahibi, başarılı ya da uyumlu görünebilirler. Ancak iç dünyalarında kendilerine yabancılaşmış olabilirler. Bu kişiler kendi ihtiyaçlarını fark etmekte zorlanabilir. Bir ilişkide ne istediğini söylemek yerine karşı tarafın beklentilerine uyum sağlayabilir. Kırıldığında susabilir, öfkelendiğinde suçluluk duyabilir, yardım istemeyi zayıflık gibi algılayabilir. Bazen de sürekli başkalarını memnun etmeye çalışırken kendi sınırlarını ihmal eder.
Duygusal ihmalin yetişkinlikteki bazı işaretleri şunlar olabilir:

  •  Duyguları tanımakta ve ifade etmekte zorlanmak
  •  “Ben ne hissediyorum?” sorusuna cevap verememek
  •  İlişkilerde aşırı uyum sağlamak veya tamamen geri çekilmek
  • Yardım istemekten utanmak
  •  Kendi ihtiyaçlarını önemsiz görmek
  • Sürekli güçlü görünmeye çalışmak
  •  İçten içe değersizlik, boşluk veya yalnızlık hissetmek
  •  Başkalarının duygularına çok duyarlı olup kendi duygularına uzak kalmak

Bu belirtiler her zaman tek başına duygusal ihmali göstermez. Ancak kişinin yaşam öyküsüyle birlikte değerlendirildiğinde önemli ipuçları sunabilir. “Güçlü Olmalıyım” İnancı Duygusal ihmalin en sık bıraktığı izlerden biri, kişinin kendi duygularına karşı mesafeli olmasıdır. Çocukken duyguları anlaşılmayan birey, zamanla duygularını bastırmayı öğrenebilir. Çünkü ağlamak, üzülmek, kırılmak ya da ihtiyaç duymak güvenli hissettirmemiştir. Bu nedenle yetişkinlikte “Ben kimseye yük olmamalıyım”, “Kendi başıma halletmeliyim”, “Duygularımı gösterirsem zayıf görünürüm” gibi inançlar gelişebilir. Kişi hayatını işlevsel şekilde sürdürebilir; çalışır, üretir, ilişkiler kurar. Fakat içinde derin bir yorgunluk taşıyabilir. Çünkü sürekli güçlü görünmeye çalışmak, insanın en insani taraflarını yalnız bırakmasına neden olur. İlişkilerde Duygusal İhmalin Etkisi Çocuklukta duygusal olarak görülmeyen kişi, yetişkinlikte görülmeye yoğun ihtiyaç duyabilir. Fakat bu ihtiyacı ifade etmekte zorlanabilir. Partnerinin onu anlamasını bekler ama neye ihtiyacı olduğunu açıkça söyleyemeyebilir. Küçük bir ilgisizlik, geçmişteki görülmeme hissini tetikleyebilir. Bu durumda kişi ya içe kapanır ya da yoğun tepki verir. Bazı bireyler ise tam tersine, yakın ilişkilerde duygusal mesafe kurar. Çünkü yakınlık, ihtiyaç duymak anlamına gelir; ihtiyaç duymak da geçmişte incinme ihtimalini hatırlatır. Böylece kişi sevgi isterken aynı zamanda sevgiden kaçabilir. Bu döngü, ilişkilerde anlaşılmamışlık, kırgınlık ve tekrar eden çatışmalara yol açabilir.

İyileşme Mümkün mü?
Duygusal ihmalin etkileri kalıcı olmak zorunda değildir. İyileşme, kişinin önce kendi duygularını fark etmeyi öğrenmesiyle başlar. “Ben şu an ne hissediyorum?”, “Bu duygu bana ne anlatıyor?”, “Hangi ihtiyacım karşılanmadı?” soruları bu süreçte oldukça değerlidir. Terapi sürecinde kişi, geçmişte adı  konmamış duygularını güvenli bir alanda tanımaya başlar. Kendini suçlamadan, küçümsemeden ve bastırmadan duygularına yaklaşmayı öğrenir. Duyguların bir zayıflık değil, insanın iç dünyasından gelen önemli sinyaller olduğunu fark eder. İyileşme bazen büyük değişimlerle değil, küçük farkındalıklarla başlar. Bir duyguyu inkâr etmek yerine kabul etmek, “Buna üzülmem saçma” demek yerine “Bu beni gerçekten incitti” diyebilmek, yardım istemeyi bir yük olmak gibi değil bir bağ kurma biçimi olarak görebilmek iyileşmenin önemli adımlarıdır.

Kendine Yeniden Ebeveynlik Etmek
Duygusal ihmal yaşamış bireyler için en kıymetli çalışmalardan biri, kendi iç sesini dönüştürmektir. Çocukken duyulmamış kişi, yetişkinlikte kendini duymayı öğrenebilir. İçindeki çocuğa bugün şu cümleleri söyleyebilir:
“Duyguların önemli.”
“Üzülmen anlaşılır.”
“Korktuğunda yalnız kalmak zorunda değilsin.”
“İhtiyaçların yük değil.”
“Görülmeyi ve anlaşılmayı hak ediyorsun.”
Bu cümleler ilk başta yabancı gelebilir. Çünkü kişi yıllarca kendine sert, eleştirel ya da mesafeli davranmış olabilir. Fakat psikolojik iyileşme, çoğu zaman insanın kendisiyle kurduğu ilişkinin yumuşamasıyla başlar.
Sonuç
Duygusal ihmal, çoğu zaman “yaşanan” bir şeyden çok “yaşanmayan” bir şeydir. Duyulmayan ağlamalar, sorulmayan sorular, görülmeyen kırgınlıklar, tutulmayan duygusal alanlar… Bu yüzden fark edilmesi zaman alabilir. Ancak bugün yetişkin bir birey olarak geçmişte eksik kalan duygusal temasın izlerini fark etmek, iyileşmenin ilk adımıdır. İnsan çocukken görülmemiş olabilir; fakat yetişkinlikte kendini görmeyi öğrenebilir. Duygularını bastırmadan, ihtiyaçlarını küçümsemeden, sınırlarını suçluluk duymadan ifade edebilir. Çünkü ruhsal iyileşme, bazen geçmişi değiştirmekle değil, geçmişin içimizde bıraktığı sese bugün daha şefkatli bir cevap verebilmekle başlar.

Psikolog Beyza Çoban