Antik Roma’dan günümüze kalan duvar yazıları genellikle kaba şakalar veya günlük hayata dair basit notlarla doludur. Ancak Pompeii’de, Gümüş Düğün Evi olarak adlandırılan geniş bir malikanenin bahçesinde bulunan sütun üzerindeki bir karalama, arkeologların zaman algısını bambaşka bir boyuta taşıdı.
Bu taşın üzerine kazınan ifadeler, tarihte hem günü hem ayı hem de haftanın gününü içeren ilk tam kayıt olma özelliğini taşıyor. Geçmişin tozlu sayfalarında sivil bir el tarafından atılan bu tarih imzası, antik dünyanın zamanı nasıl ölçtüğüne dair paha biçilemez bir kanıt sunuyor.
Söz konusu yazı incelendiğinde, İmparator Neron ve Cossus Lentulus’un konsüllük yaptığı dönemden bahsedildiği görülüyor. Bu siyasi detay, tarihçilerin yazının MS 60 yılına ait olduğunu kesinleştirmesine yardımcı oldu. Romalıların kendine has takvimleme yöntemi günümüz sistemine uyarlandığında, karşımıza MS 60 yılının 6 Şubat tarihi çıkıyor. Yazıyı asıl eşsiz kılan detay ise tarihin hemen yanında yer alan “dies Solis” ifadesi. Türkçesiyle “Güneşin günü” anlamına gelen bu tabir, bugün kullandığımız Pazar gününe işaret ediyor. Böylece, haftanın gününün belirtildiği tarihteki en eski sivil kayıt bu sütun üzerinde vücut buluyor.
Takvimdeki iki günlük sapma
Modern matematiksel hesaplamalar işin içine girdiğinde ise, MS 60 yılının 6 Şubat tarihinin aslında bir Çarşamba gününe denk geldiği anlaşıldı. Bu durum, o gün o duvara notu düşen kişinin bir hata mı yaptığı yoksa farklı bir takvim mi kullandığı sorusunu akıllara getiriyor. Tarihçiler ve dil uzmanları bu tutarsızlığı açıklamak için iki temel teori üzerinde duruyor. Bazı uzmanlara göre bu bir hata değil, günün başlangıç saatiyle ilgili bir algı farkıydı. Antik dönemdeki bazı topluluklar günü gün doğumuyla değil, gün batımıyla başlatıyordu. Bu tür köklü yöntem farkları, takvim hesaplamalarında bazen birkaç günlük kaymalara yol açabiliyordu.
Haftanın yedi gün olarak standartlaşması o dönemde henüz çok taze bir gelişmeydi. Romalılar geleneksel olarak “nundinae” denilen dokuz günlük pazar döngülerini takip ederken, astrolojik inançlarla beslenen yedi günlük sistem topluma yavaş yavaş nüfuz etmeye başladı. Gün isimleri de o dönem bilinen yedi gök cisminin; Güneş, Ay, Mars, Merkür, Jüpiter, Venüs ve Satürn’ün hareketlerine göre belirlendi. Bu geçiş evresinde farklı bölgelerin farklı gün sayımları yapmış olması oldukça muhtemel.
Pompeii’deki bu basit yazı, insanların zamanı sadece yaşamakla kalmayıp onu bölümlere ayırarak mühürleme ihtiyacının en somut örneği olarak tarihe geçti.