İş Hayatında Tükenmişlik Sinyallerini Görmek

Sürekli yetiştirilmesi gereken acil işler, ardı arkası kesilmeyen uzun toplantılar, mesai saatleri dışına taşan e-postalar ve her geçen gün artan performans beklentileri… Tüm bu kaosun içinde çoğu insan, bir süre sonra duygularından ve fiziksel ihtiyaçlarından koparak kendini adeta bir “otomatik pilotta” yaşamaya başlarken buluyor. Günler birbirini kovalarken, durup nefes almayı unutuyoruz.

Tükenmişlik sendromu çoğu zaman bir gecede ortaya çıkmaz; sinsi ve yavaş yavaş gelişen bir süreçtir. Başlangıçta sadece sıradan, küçük bir yorgunluk hissiyle kendini gösterir. Ancak zamanla bu yorgunluk dinlenmekle geçmeyen kronik bir hal alır. Ardından motivasyon kaybı, sabahları güne başlamaya karşı duyulan derin bir isteksizlik, çalışma arkadaşlarına veya yapılan işe karşı tahammülsüzlük ve içsel bir duygusal boşluk hissi tabloya eklenir. Kişi, eskiden büyük bir tutkuyla veya keyif alarak yaptığı işten artık hiçbir zevk almamaya başlar; fakat içindeki “başarma” ya da “yetiştirme” dürtüsü nedeniyle tükenmesine rağmen durmayı da bir türlü başaramaz.

Birçok çalışan, içine düştüğü bu ruh halini geçici bir durum zannederek, “Hafta sonu biraz dinlenirsem geçer” veya “Şu projeyi bir teslim edeyim, rahatlayacağım” diye düşünür. Oysa tükenmişlik, sadece uyuyarak geçecek basit bir fiziksel yorgunluk değildir; bedenin, zihnin ve ruhun ortaklaşa verdiği son derece hayati bir uyarıdır. Üzerimizdeki sürekli yüksek performans gösterme baskısı, dışarıdan gelen taleplere sınır koyamamak, mükemmeliyetçilik ve kişinin sadece kendine ait olan o değerli zamanı yaratamaması, bu yıpratıcı süreci çok daha hızlandırır.

Unutulmamalıdır ki, sağlıklı ve sürdürülebilir bir iş yaşamı, yalnızca çok ve durmaksızın çalışmakla değil, ancak dengeli ve bilinçli çalışmakla mümkündür. Gün içinde zihni boşaltacak kısa molalar verebilmek, kapasiteyi aşan taleplere suçluluk duymadan “hayır” diyebilmek, iş ile özel hayat arasına net ve aşılamaz sınırlar koymak kişinin psikolojik dayanıklılığının temel taşlarıdır.

Zihnimizde sürekli yankılanan “Her şeye yetişmeliyim, her krizin üstesinden gelmeliyim” düşüncesi, belki kısa vadede hızlı bir başarı getirebilir. Ancak uzun vadede bu inanış, kişinin ruh sağlığını derinden yıpratır ve tükenmişlik hissini adeta bir kartopu gibi büyütür. Oysa gerçek anlamda verimli olmak, saatlerce ekran başında kesintisiz çalışıp bedeni hırpalamak demek değildir; tam aksine, kendini iyi hissederek, dengeli ve odaklanmış bir şekilde çalışabilmektir.

Tükenmişlik uçurumunun kenarına gelmemek için bazen hayatın o hızlı akışını durdurup, samimiyetle kendimize şu kritik soruyu sormamız gerekir:

“Şu an içinde bulunduğum bu tempo bana, sağlığıma ve geleceğime gerçekten iyi geliyor mu?”

Unutmayalım:

Kendini tüketerek, sağlığından ve mutluluğundan ödün vererek sürdürülen hiçbir başarı kalıcı değildir. İş hayatında edinilebilecek en değerli becerilerden biri, kendi fiziksel ve duygusal sınırlarımızı fark edebilmek, öz şefkat göstermek ve kendimize iyi bakmayı hiçbir zaman ertelememektir. Çünkü günün sonunda, iyi çalışan değil, iyi hisseden insan üretken kalır.

Psikolog Beyza Çoban