JP Morgan Titanik’i batırıp en büyük oldu! Rakiplerini bindirip biletini yaktı: ‘3909 04 Papa yok’

Derleyen: Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Titanik’in batmasıyla ilgili onlarca ihtimal, suçlu, sebep ve kusur değerlendirilmişti. Hatta kurtuluş senaryosu bile simüle edilmiş, binlerce denemenin ardından sadece bir tanesinde başarıya ulaşılmıştı. Geminin ‘batmasıyla ilgili’ konuşulacak çok şey vardı. Peki ama ‘batırılmasıyla ilgili’ konuşulacak bir şeyler de olamaz mıydı? Komplo teorisi midir bilinmez, Titanik’te yaşananlarla ilgili çarpıcı ipuçları işin faturasını bugün dünyanın en önemli finans kuruluşları arasında yer alan JP Morgan’ın ta kendisine kesiyordu. Henüz Titanik ve kendisiyle birebir yanı kız kardeşleri Olimpik ve Britannik’in inşası planda yokken, 1902’de imzalar atılmıştı. Artık JP Morgan ve gemide yaşananları gördüğü halde tek parça halinde battığını iddia eden Joseph Bruce Ismay ortaktı. 10 sene içinde dünyanın en büyük ve lüks transatlantik gemilerini inşa edecek White Star Line Şirketi büyüyor ve en büyük denizcilik şirketlerinden biri olan Cunard’a meydan okuyordu. Bu meydan okumalardan en büyüğü 1912’de Titanik’le yapılacak ve sonraki yüz yılı aşkın süre bitmeyen bir ‘laneti’, teorileri ve gelişmeleri peşinden getirecekti. Geminin 14 Nisan gecesi buz dağına çarpmasıyla başlayan batışı kimilerine göre seferden birkaç gün önce tam da çarpışma noktasında çıkan yangınla ilişkiliydi. Üstelik bu biz kazadan ziyade, suikast olarak bile değerlendiriliyordu. Peki ya bugün ‘dünyanın en büyüğü’ JP Morgan hikayenin neresindeydi?

YANGIN HAYAT MI KURTARDI ÖLDÜRDÜ MÜ?

Titanik ilk seferine çıkmadan hemen önce başlayan yangın, gemi seyir halindeyken de devam etmişti. 5 numaralı kazan dairesinin sancak tarafındaki duvarı yıpranmış ve hasar almıştı. Bu nedenle New York’a varana kadar gemiye manuel şekilde denge ayarı yapılmış ve sancak tarafına doğru yatan devasa Titanik İskele tarafına doğru yatsın diye ayarlama yapılmıştı. Bu sayede geminin sancak tarafı ile iskele tarafı dengelensin diye iskele biraz yatırılmıştı. Buz dağına çarpılan gece de yangının çıktığı kazan dairesinin hemen yanında bulunan 6 numaralı kazan dairesinde çalışan Frederick Barrett buzun geminin gövdesini yırtarcasına parçaladığına şehit olduğunda 6 ve 5 numara arasındaki su geçirmez kapıdan geçerek yangının olduğu bölüme ulaşmıştı. Dakikalar içinde geminin içindeki suyun seviyesi 2.5 metreye çıkmış ve artık su geçirmez kapılar da batışın önüne geçemez olmuştu. Tüm bunlar olurken yetersiz filikalara sığamayan yolcular buzlu sularda hayata gözlerini yumuyordu. Hikâyeye buradan bakınca ihmaller ve kaza birleşmiş ve ortaya bir facia çıkmıştı. Peki JP Morgan’ın gözüyle bakılırsa? Öyle ya her pencereden aynı manzarayı göremezsiniz!

1902’de White Star Line Şirketi’nin hisselerinin satışa çıkması bir dönüm noktasına gebeydi. Hisselerin önemli bir bölümünü JP Morgan satın almış ve artık denizcilik konusunda en güçlü yöneticilerden biri olmuştu. Tabii güç, rekabeti doğururdu. Morgan da en büyük olmak isten bir yatırımcıydı. Bu nedenle rakiplerini ortadan kaldırmak istemesi normal karşılanabilirdi. Bir teoriye göre, milyoner bankacı JP Morgan, rakip milyonerler Jacob Astor, Isidor Straus ve Benjamin Guggenheim’ı öldürmek için Titanik faciasını planlamıştı. Morgan dışında hepsinin hayatını kaybetmiş olması da bu teoriyi güçlendiriyordu. Ancak Morgan geminin başına neler geleceğini nereden biliyor olabilirdi? Morgan’ın başlangıçta Titanik’te yolculuk etmeyi planladığı ancak kalkıştan kısa bir süre önce fikrini değiştirdiği biliniyordu. Morgan’ın onları öldürmek istemesinin nedeninin, Federal Rezerv’in kurulmasına karşı çıkmaları olduğu iddia ediliyordu. Federal bankanın kurulması konusunda Rothschild, Rockefeller ve J.P. Morgan Amerikan hükümetine baskı yapmaya başladığında buna 3 kişi şiddetle karşı çıkıyordu. Gemide JP Morgan’ın da kendilerine katılmasını bekleyen Jacob Astor, Isidor Straus ve Benjamin Guggenheim beklediklerinin tam tersini yaşamak üzere Morgan katılmadan yolculuğa başlamıştı. Gemi, okyanusun derin sularına 2’ye bölünerek battığında bu 3 kişi de hayatını kaybetti. Yani artık Morgan’a itiraz edecek kimse kalmamış ve sınır tanımaz bir güç kendisinin eline geçmişti. Federal Banka ise 23 Aralık 1913’te yani batıştan 1 buçuk yıl sonra Morgan’ın istediği gibi kurulmuştu.

Isidor Straus ve eşi Titanik’te hayatını kaybetti. Straus’un cesedi daha sonra Mackay-Bennett gemisi tarafından bulundu. Jacob Astor’un cansız bedeni 22 Nisan Pazartesi günü yine Mackay-Bennett adlı kablo gemisi tarafından karaya çıkarıldı. Benjamin Guggenheim’ın cesedi ise asla bulunamadı veya kimliği tespit edilemedi. Guggenheim batan gemide resmi akşam kıyafetleriyle kalmayı tercih etmiş ve son olarak şöyle demişti: “En iyi kıyafetlerimizi giydik ve centilmenler gibi batmaya hazırız.”

ŞİFRE ‘3909 04’ OLABİLİR Mİ? TANRI BİLE BATIRAMAZ DİYİP, ‘PAPA YOK’ YAZMIŞLAR

Stephanie Barczewski Titanik’le ilgili bir kitabında, “Buzdağına çarpabileceği 9000 başka yol daha vardı ve hepsi de sorunsuz olurdu. Gemiye hasar verirdi ve muhtemelen bazı insanların ölümüne neden olurdu, ancak bu kadar inanılmaz derecede felaket bir sonuç doğurmazdı. Geminin bu tür bir hasar görmesi için buzdağına tam olarak doğru şekilde çarpması, tam olarak doğru açıyla sürtünerek ilerlemesi gerekiyordu” diyordu. Binlerce ihtimalden en acı olanı gerçekleşmiş ve gemi sulara gömülmüştü. Pek çok parametre ve detay bu ölümcül sonu en ağır şekilde hazırlamıştı. JP Morgan ise bu detaylarla ilgili iddiaların sadece biriydi. Yani Titanik ile ilgili tek dikkat çekici detayın JP Morgan’ın içinde olduğu olaylar zinciri olmadığı açıktı. Bir kere inşa edilirken geminin kimliğine ve gövdesine nakşedilen kod, ‘tanrının bile batıramayacağı gemi’ diye anılmasının nedenini ortaya koyar gibiydi. İnsanı yaratan tanrının gücünün, insan yapımı bir gemiyi batıramayacağı anlatılıyordu. Geminin kimlik belgesinde kendisini temsil eden kodun da ‘3909 04’ olması bir işaretti. Bu sayı tersten okunduğunda ‘NO POPE’ yani ‘Papa Yok’ anlamına geliyordu. Papa’nın varlığına inanmayan kimseler bir tanrı inancı da beslemezdi. Ancak zaman geçtikçe bu bir iddiadan öteye geçmedi ve asıl gerçeğin çok daha farklı olduğu ortaya çıkmıştı.

Titanik tarihçisi Walter Lord, 1950’lerin ortalarından itibaren İrlanda’daki insanlardan bu ‘PAPA YOK’ hikayesini anlatan mektuplar aldığını yazmıştı. Ancak Burns’ün 1986 tarihli kitabı The Night Lives On’da belirttiği gibi, Titanik’e böyle bir numara atanmamıştı. Geminin üzerine boyanmış gövde numarası 401’di, bu da Harland and Wolff tersanesindeki numarasıyla aynıydı ve Ticaret Odası numarası 131.428’di. Ancak numaralarından birinde “PAPA YOK” yazsa bile, Harland and Wolff’ta Katolik işçi yoktu. Şirket, 1800’lerin sonlarında Katolik çalışanlarını uzaklaştırmıştı ve Annie Caulfield’ın kitabında yazdığı gibi, ‘yirminci yüzyıla gelindiğinde, Harland and Wolff yalnızca Protestanları istihdam etmesiyle tanınıyordu.’ Papa ve tanrı için ne söylenirse söylensin insanların inşa ettiği her şey yok olmaya mahkumdu. Titanik belki de en başında sonsuz gücü olan tanrıya meydan okuyarak bugün peşini bırakmayan bir lanetin pençesine düşmüştü. Bu hikaye batan, öldüren ve sonunda yok olacak bir gemi için bile fazlaydı. Sadece zengin ve fırsatları ‘doğru’ değerlendiren ve bugün dünyanın en değerli bankasının sahibi JP Morgan bile Titanik’in yüz yılı aşkın süredir ilk günkü gibi olan hikayesinden güçlü değildi.

Author: Yusuf Arslan