Kardelenlerin Annesi Prof. Dr. Türkan Saylan’ı özlemle anıyoruz

Türkan Saylan adı, tıp literatüründe sadece bir dermatoloji uzmanını değil, toplumsal bir tabuyu yıkan iradeyi temsil eder. Anadolu’da yıllarca bir “lanet” gibi görülen, hastalarının toplumdan tecrit edilmesine yol açan lepra (cüzzam) hastalığına karşı açtığı savaş, onun hekimlik vizyonunun en somut örneğidir.

O, hastalarını sadece klinik odalarında tedavi etmedi; köylere gitti, dışlanan insanlara dokundu, onlara kaybettikleri toplumsal kimliklerini geri verdi. Kurucusu olduğu İstanbul Lepra Hastanesi ve Uluslararası Gandhi Ödülü da dâhil olmak üzere aldığı küresel takdirler, onun bu alandaki bilimsel ve insani başarısının birer tescili oldu. Saylan için tıp, laboratuvar duvarlarının ötesine geçip insana nefes aldırdığı sürece gerçek anlamını buluyordu.

SINIFLARI DOLDURAN CUMHURİYET İDEALİ

1989 yılında bir grup aydınla birlikte kurduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Türkiye’nin eğitim tarihindeki en büyük kitlesel dönüşüm hareketlerinden birine dönüştü. Saylan, toplumsal kalkınmanın ve demokrasinin ancak kadınların eğitimiyle mümkün olacağına inanıyordu.

Özellikle coğrafi ve ekonomik engeller yüzünden eğitim hakkından mahrum kalan kız çocukları için başlatılan projeler, sadece bireysel hayatları değil, köylerin ve kasabaların da kaderini değiştirdi. Onun öncülük ettiği burslar, inşa edilen yurtlar ve okullar sayesinde bugün Türkiye’nin dört bir yanında rehberlik eden binlerce kadın meslek sahibi oldu. Saylan’ın eğitim vizyonu, bir yardım faaliyeti değil; eşitlik ve çağdaşlık temelinde yükselen sivil bir hak mücadelesiydi.

FIRTINALI GÜNLERDE KORUNAN SARSILMAZ ÇİZGİ

Türkan Saylan, ömrünün son yıllarında hem ağırlaşan kanser hastalığıyla hem de dönemin siyasi ikliminin getirdiği ağır ithamlar ve hukuksuz süreçlerle mücadele etmek zorunda kaldı. Hayatını adadığı değerlerin ve kurumların hedef alındığı o fırtınalı günlerde bile nezaketini, hukuka olan inancını asla kaybetmedi.

2009 yılının nisan ayında, evinde yapılan aramalar sırasında pencereye çıkıp kendisini destekleyenlere gülümseyerek el salladığı o tarihi an, hafızalara bir mağduriyet resmi olarak değil, aksine sarsılmaz bir direncin ve haklılığın sembolü olarak kazındı. O duruş, hayatı boyunca savunduğu değerlerin arkasında ne pahasına olursa olsun duracağının sessiz ama en güçlü ilanıydı.

İSİMLERİN ÖTESİNDE YAŞAYAN BİR DÜŞÜNCE BİÇİMİ

18 Mayıs 2009’da aramızdan ayrılan Türkan Saylan, arkasında doldurulması güç bir boşluk ama aynı zamanda asla esmeyecek bir düşünce mirası bıraktı. Bugün onun adı sadece tabelalarda, kütüphanelerde ya da burs fonlarında yaşamıyor; onun asıl mirası, aydınlık bir Türkiye idealine inanan ve bu uğurda sorumluluk alan her genç zihinde varlığını sürdürüyor.

Türkiye’de kadın hakları, laik eğitim ve bilimsel düşünce ne zaman tartışmaya açılsa, Türkan Saylan’ın uzlaştırıcı ama tavizsiz modeli bir pusula gibi yeniden önümüze çıkıyor. O, bu toprakların yetiştirdiği en özel Cumhuriyet kadınlarından biri olarak, geleceğe köprü kurmaya devam ediyor.

Author: Yusuf Arslan