Karōshi salgını büyüyor: Aşırı çalışmak bir insanı öldürür mü?

Endüstriyel rekabetin ve başarının kutsandığı modern çağda, bireylerin omuzlarına binen yük artık biyolojik sınırları zorlamaya başladı. Japonya’nın savaş sonrası küllerinden doğuş hikayesinin karanlık bir mirası olan “karōshi”, yani aşırı çalışmaya bağlı ölüm, bugün sadece bir terim değil; küresel bir krizin de adı.

Bir zamanlar Japonya’nın disiplinli çalışma kültürüne özgü yerel bir sorun sanılan bu durum, dijitalleşen dünyayla birlikte sınırları aşarak tüm ofislerin içine sızdı. Masası başında son nefesini verenlerden, tükenmişliğin ağırlığı altında hayatına son verenlere kadar her hikaye, verimlilik uğruna nelerin feda edildiğini acı bir şekilde hatırlatıyor.

Japonya’nın ekonomik zirveye tırmanışının temelinde, işçi ile işveren arasında 1950’lerde yapılan sessiz bir mutabakat yatıyordu. Ömür boyu iş garantisine karşılık sınırsız bağlılık sözü veren beyaz yakalılar, bu “maaşlı çalışan” modelini bir yaşam biçimine dönüştürdü. Ancak her sabah ilk trenle yola çıkan, terfi alma baskısıyla üstleriyle gece yarılarına kadar sosyalleşen ve uykuyu bir zayıf nokta olarak gören bu kitle, zamanla sistemin dişlileri arasında ezildi. İstifanın bir utanç kaynağı olarak algılandığı bu katı yapıda, stres ve yorgunluk birikerek ölümcül bir tabloya dönüştü.

Verilerdeki ürkütücü gerçek ve Matsuri Takahashi olayı

1980’lerde kalp krizleri ve felç vakalarının ofislerde rutin hale gelmesiyle devlet bu ölümleri “karōshi” olarak tescilledi. Sadece fiziksel rahatsızlıklar değil, iş yoğunluğu kaynaklı intiharlar (karojisatsu) da bu karanlık tabloyu derinleştirdi. Japonya Sağlık Bakanlığı’nın 2024 yılına dair verileri, hala her yıl binden fazla kişinin bu yolla hayatını kaybettiğini gösteriyor.

2015 yılında genç bir çalışan olan Matsuri Takahashi’nin, ayda 100 saati aşan mesai yükü sonrası intiharı, toplumsal bir uyanış başlattı ve hükümeti reform yapmaya itti. Ne var ki, uykusuzluğu hala bir başarı nişanı gibi taşıyan siyasi iklimde bu değişimler oldukça yavaş bir tempoda ilerliyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün çarpıcı raporları, bu tehdidin artık Pasifik sınırlarını çoktan aştığını kanıtlıyor. Haftada 55 saat ve üzeri çalışmanın felç riskini %35 oranında artırdığı saptanırken, 2016 yılında dünya genelinde 745 bin kişinin uzun mesai saatlerine kurban gittiği tahmin ediliyor. Bugün e-postalar ve mesajlaşma grupları sayesinde ofis duvarları yıkıldı; evler bile artık birer çalışma sahası. Eskiden sadece Tokyo metrosunda yorgunluktan sızmış bir figürle simgelenen bu kriz, günümüzde bir kafede gece yarısı ekran ışığına gömülmüş herhangi bir çalışanın yüzünde karşımıza çıkıyor. Görünüşe göre karōshi, pasaportu olmayan küresel bir salgın olarak her geçen gün yayılmaya devam edecek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir