Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – 1990 yılında Almanya’da doğan Derya Durukan, 2011 yılında evlilik nedeniyle Türkiye’ye taşındı. Mesleği diş hekimi asistanlığı olmasına rağmen Türkiye’de hiç bu alanda çalışmadı. Bugün çekme karavan satışı yaptığı bir ofisi bulunan Durukan, aynı zamanda hobileriyle ilgili sosyal medya içerikleri üretiyor ve workshoplar düzenliyor. Ancak onun hikayesini sıradan bir başarı öyküsünden ayıran en önemli detay, ağır bir hastalık sürecini üretimle dönüştürmüş olması.
‘Hastalığımı, ilk öğrendiğim an dünyam başıma yıkıldı diyebilirim’ diyen Derya, “Oğlum o zaman 4 yaşındaydı ve olur da başaramazsam bensiz ne yapardı. Doktorum sonuçlarımı açıklarken hemen kemoterapiyle başlamamız gerekiyor demişti. Buna kendimi alıştırmam 2 günümü aldı. Ertesi güne Pet çekimi randevusu ayarlandı orada beklerken resmen kendimi tokatladım ve dedim ki toparlan bunu başaracağız. Çok şükür vücudumda bir yayılım (metastaz) yoktu. Biyopsi alınırken göğsümün 3 farklı yerinden parça alındığı için doktorum raporda lenf nodundan parça alındığını zannedip koltuk altımda bir sıkıntı olduğunu düşündü. Başka meslektaşına danışırken aksila ( yani koltuk altı) kelimesini duyunca yanlış anlaşılma olduğunu fark ettim. Ve koltuk altımdan parça alınmadığını söyledim. Hal böyle olunca ilk ameliyata alınabildim. Tersi olsaydı önce kemoterapi ile başlanacaktı” şeklinde konuştu.

‘DIŞARIDAN BAKILINCA EN ÇOK GÖRÜNEN ŞEY SAÇLARINIZIN OLMAMASI’
Genel olarak zor bir süreç ve uzun bir tedavi olduğunu dile getiren Derya, “Ameliyatların zorluğunu 10 gün içerisinde unuttum diyebilirim. Kemoterapilerin etkisi hele ki ilk tedavi, beni çok sarsmıştı. Beynim bulanıklaştı 10 gün boyunca yataktan nasıl çıktığımı yemek yediğimi vs çok hatırlayamadım. Çünkü ben hep enerjik bir yapıda olduğum için genelde beni yatarak göremezdiniz. Yataklara düşünce psikolojik olarak da çok etkiliyordu. Ve tabi saçlarımın dökülmesi. Çok acılar çekiyorsunuz belki ama dışardan bakıldığında en çok görünen şey saçlarınızın olmaması” dedi ve örgüyle tanışmasını şu sözlerle anlattı:
“Örgüyü ilk oğluma hamile kalmadan 1-2 sene önce kendi kendime YouTube’dan İspanyolca anlatımlı videolar izleyerek öğrendim. Pandemi döneminde Makrome yapıp sipariş almaya başlamıştım. 6 ay sonrasında hastalığımı öğrenince sipariş almayı bıraktım. Kollarına dikkat et çok kullanma diyenlerde oldu ama ben 3. kemoterapiden sonra diğer seansları eğlenceli hale getirmeye başladım. Yanımda ipim tığım boya kalemlerim ve mandalalarım hiç eksik olmadı. Bugün hala o dönem ördüğüm rengarenk ürünlere baktığımda asla kötü bir anı gibi hatırlamıyorum. Hata bana uzun saatler orada oturup ilaç almak ve bir şeyler üretmek daha da enerji veriyordu.”

‘HER İLMEK BİR TERAPİ GİBİYDİ DİYEBLİRİM’
‘Örgü benim için hem bir terapi hem de hobi’ diyen Derya, “Çok yorgun olduğum anlarda bile 2 sıra ördüğümde ya da bir motif tamamladığımda ne kadar rahatladığımı hissediyorum. Ve örgüyle çok çeşitli alanlarda bir şeyler üretmenin hazzı çok başka. Benim için üretmek=görev tamamlamak (başarı hissi) veya işe yaradığımı hissetmek. İlk örgü yaptığımda, güzel şeyler yapabildiğimi görünce aşırı mutluluk olmuştum. Belki mükemmel değildi ama benim kendi yaptığım bir üründü sonuçta. Bir sakinlik geliyor düşünceler gelip geçiyor bir yandan ilmeklere odaklanıyorum bir yandan gevşediğimi fark ediyorum. Her ilmek bir terapi diyebilirim. Birde ben tariflere birebir uyan biri de değilim, illaki kendi versiyonumu katacağım” bilgisini paylaştı.
‘Uzun bir süreç olduğu için inişli çıkışlı günlerim oldu kesinlikle’ diyen Derya, “Ama hobilerim haricinde beni çok güzel destekleyen ailem ve arkadaşlarım beni hiç yalnız bırakmadılar. Sınıfta kalanlar da oldu sonuçta bu sadece benim sınavım değildi. Annem Almanya’da yaşıyordu bana ve oğluma destek olmak için ilk 3 ay yanımda kaldı. Ve sonrasında Türkiye’ye temelli dönüş yaptı. Eşim her anlamda o kadar destek çıktı ki bana çok üzüldüğü için 2 sene boyunca mide sorunları yaşadı. Onlara hep siz benim T-Hücrelerimsiniz diyordum. T hücreleri, T lenfositler, timus bezinde olgunlaşan, adaptif (kazanılmış) bağışıklık sisteminin temel yapı taşı olan ve enfekte veya kanserli hücreleri yok eden beyaz kan hücreleridir. Vücut savunmasında doğrudan savaşçı veya diğer hücreleri yönlendiren yardımcılar olarak görev alırlar” şeklinde konuştu.

‘ARTIK DEĞİŞTİREMEYECEĞİM ŞEYLERE TAKILMIYORUM VE BİR İLMEK DAHA ÖRÜYORUM’
‘Duygusal olarak çok hassas bir yapım var’ diyen Derya, “Bence hastalık bana pozitif yönden çok şey kattı belki aynı zamanda örgü sayesinde desteklenmiş olabilir. Artık değiştiremeyeceğim şeylere takılmıyorum mesela. Herkesin bakış açısı farklı diyorum ve bir ilmek daha örüyorum. Tedavilerim ve ikinci mastektomi ameliyatım sonrasında halk eğitimin sunduğu kurslara yazıldım. Ve orada maneviyatı çok yüksek güzel bir arkadaş grubu ile tanıştım onların astrolog bir arkadaşı bana doğum haritama bakıp şunu söyledi. Makrome yapan bireyler haritasında zorlu süreçleri var ise daha kolay çözüme ulaştırırlar gökyüzünün zorlu transitlerinden etkilenmezler ve var olan sorunu eğlenceye dönüştürüp çözebilirler. Haritandan gezegenlerin açısında dijital platform alanında kendini ifade etme yeteneğin var eğer bunu mesleki alanda yapmak istiyorsan sistem destekliyor” dedi ve ekledi:
“Bunun üzerine önce ne demek istediğini anlamamıştım. Fakat bundan 2 yıl sonra tek başıma hiç tanımadığım 18 kişi ile Fas gezisine katıldım. Oradaki edindiğim dostluklar baki ve beni tanıyıp hikayemi dinleyince onlar da ‘bu kadar renkli bir kişiliksin ve yeteneklerin çok fazla, bunu neden sosyal medyaya taşımıyorsun’ dediler. Ben de gizli olan hesabımı herkese açık olarak değiştirdim. Hiç tanımadığım insanların bile genel olarak güzel geri dönüşleri beni çok motive ediyor. Orada bir yerde 1 kişiye bile örnek olup bende başarabilirim dedirtebiliyorsam ne mutlu bana. Birinin kalbine dokunmak bana huzur veriyor.”

‘BEN DE BIRAKTIĞI HASARLARA HAYATTA KALABİLMENİN LÜTFU GÖZÜYLE BAKIYORUM’
‘Herkesin başına kötü şeyler gelebiliyor ama ne olursa olsun hayat yaşamaya değer’ diyen Derya, “İmkanın ne olursa olsun aradığımız o mutluluk aslında içimizde ve kimseye bağlı değil. Ben hastalıkla ve o tek başıma katıldığım geziyle birlikte çok şey öğrendiğimi düşünüyorum. Dünya uçsuz bucaksız ve gezip görülmeye değer. Her kültür her deneyim beni kendi benliğime bir adım daha yaklaştırıyor. Her günümüze şükürler olsun. Yanlış anlaşılmasın ama hastalığıma asla kötü olarak bakmıyorum. Allah’a neden ben diye de sormadım. Aldım kabul ettim ve aynı şekilde uğurladım. Hayatta hiç bir şey kalıcı değildir. Her an her şey olabilir. Ama bugün bu bakış açısına sahipsem bu hastalığım sayesinde diyebilirim” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Çok zor süreçler olsa da iyi taraflarından bakmaya çalışın, tedavinin bıraktığı yan etkiler ağır da olsa. Benim de bana bıraktığı hasarları var ama ona da hayatta kalabilmenin bir lütfu gözüyle bakıyorum. Ve geçiyor, çok şükür ki geçiyor ve size öğrettikleri inanın sizi yeni benliğinize götürüyor. Onun haricinde sevdiğiniz şeylerle meşgul olmaya çalışın. Anın tadını çıkartın. Sevdiğiniz şeyler ve insanlar ile çevreleyin kendinizi. Toksik ilişkilerden uzak durun. Her şeyin başı sağlık.”