KÖRFEZ’DE TARİHÎ EŞİK: ABU DABİ DOĞRUDAN CEPHEDE
Orta Doğu’nun güvenlik denklemi, BAE’nin İran’a yönelik doğrudan askerî operasyonlara katıldığı iddialarıyla kökten sarsıldı. Wall Street Journal’ın (WSJ) güvenilir kaynaklara dayandırdığı habere göre; Abu Dabi yönetimi, uzun süredir dolaylı yoldan destek verdiği çatışma sürecinde vites büyüterek ilk kez aktif muharip güç konumuna geçti.
Bu hamle sadece bölgesel bir gerilim değil; İran’ın caydırıcılık stratejisine ve ABD öncülüğündeki ittifak sistemine yönelik radikal bir değişim olarak okunuyor. Analistler, Körfez ülkelerinin artık İran’ın saldırı kapasitesine karşı “bekle-gör” politikasını terk ederek sert bir güvenlik doktrini benimsediği görüşünde.
GİZEMLİ UÇAKLAR VE LAVAN ADASI OPERASYONU
İddiaların fitili, Mart ayında İran semalarında görülen ve ne İsrail’e ne de ABD’ye ait olan savaş uçaklarıyla ateşlendi. Sosyal medyaya yansıyan görüntülerde, BAE envanterinin en güçlü parçalarından olan Fransız yapımı Mirage jetleri ile Çin üretimi Wing Loong dronları teşhis edildi.
En dikkat çekici iddia ise Nisan başında gerçekleşti: BAE uçaklarının, İran’ın Basra Körfezi’ndeki kritik Lavan Adası petrol rafinerisini hedef aldığı öne sürüldü. Hürriyet gazetesine konuşan İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) araştırmacılarından Oral Toğa’ya göre günlük 55 bin varil kapasiteli bu tesisin vurulması, Tahran’ın yaptırımları delme mekanizmasına vurulmuş ağır bir darbe olarak nitelendiriliyor. Tahran ise bu operasyona BAE ve Kuveyt’e yönelik yoğun füze ve dron saldırılarıyla karşılık verdi.
WASHİNGTON’IN “SESSİZ ONAYI” VE STRATEJİK DEĞİŞİM
Haberde dikkat çeken bir diğer nokta ise ABD’nin tutumu. Toğa’ya göre Washington yönetiminin, BAE’nin bu bağımsız operasyonlarından rahatsız olmadığı, aksine İran’a karşı inisiyatif alan müttefiklerini perde arkasından desteklediği iddia ediliyor. Bu durum, Trump yönetiminin askerî yükü bölgesel ortaklara dağıtma stratejisinin somut bir sonucu olarak görülüyor.
Toğa, bu gelişmenin Körfez monarşileri için bir dönüm noktası olduğunu belirtiyor:
“Tahran’ın ‘ABD vurmadığı sürece Körfez ülkeleri saldırmaz’ varsayımı çöktü. BAE, ‘ekonomik kanalı koru, güvenliği Washington’a havale et’ formülünün tıkandığını gördü. İran şu an batıda İsrail, kuzeyde Türk-Azeri baskısı ve güneyde aktif bir Arap aktörüyle üç vektörlü bir kuşatma haritasıyla karşı karşıya.”
EKONOMİK SAVAŞ VE MİSİLLEME MATRİSİ
İran’ın savaş boyunca BAE’ye 2 bin 800’den fazla füze ve dron attığı belirtiliyor. Bu saldırılar Dubai ve Abu Dabi’de sadece fiziksel hasar değil; turizmde iptaller, emlak piyasasında daralma ve havacılık sektöründe büyük aksamalar yaratarak ekonomiyi hedef aldı. Savunma uzmanı HA Hellyer, BAE’nin başlangıçta savaşın dışında kalmak istediğini ancak İran’ın doğrudan saldırılarının Abu Dabi’yi “stratejik bir zorunluluğa” ittiğini ifade ediyor.
SONUÇ: BÖLGESEL DÜZENİN YENİ ON YILI
BAE’nin bu yapısal pozisyon değişikliği, sadece bir misilleme operasyonu değil, ülkenin Kuzey Afrika’dan Körfez’e uzanan geniş bir coğrafyada “kinetik bir aktöre” dönüşme sinyali. Emekli Korgeneral Dave Deptula’nın da vurguladığı gibi, bölgenin en gelişmiş hava kuvvetlerinden birine sahip olan BAE’nin bu hamlesi, Tahran’ı ya daha sert bir nükleer eşiğe ya da bölgesel izolasyonu kırmak için pragmatik bir diplomasiye zorlayacak.