Köydeki evin altından kumbara çıktı: İçinden hazine fışkırdı

Fransa’nın kuzeydoğusundaki sakin bir köyde yapılan arkeolojik kazılar, tarihin en büyük ve en düzenli “kumbaralarından” birini gün yüzüne çıkardı. Ulusal Önleyici Arkeolojik Araştırma Enstitüsü (INRAP) tarafından Senon köyünde yürütülen çalışmalarda, bir antik kentin ev tabanına gömülmüş üç adet devasa depolama küpü (amfitiyatro amforası) bulundu. Yaklaşık 1.700 yıl öncesine ait olan bu küplerin içi, on binlerce Roma sikkesiyle ağzına kadar doluydu.

Arkeologlar, toplamda 40.000’den fazla madeni para içerdiği tahmin edilen bu devasa definenin, sanılanın aksine bir savaş ya da panik anında aceleyle saklanmadığını, aksine uzun vadeli bir birikim hesabı gibi kullanıldığını düşünüyor.

PANİK DEFİNESİ DEĞİL GERÇEK BİR YATIRIM KUMBARASI

Gömülerin bulunma biçimi, antik dönemin finansal alışkanlıklarına dair ezber bozan ipuçları veriyor. Genellikle bu tür büyük defineler, düşman işgali veya isyan gibi kriz anlarında aceleyle toprağa gömülür. Ancak INRAP uzmanları, bu üç amforanın evin oturma odasında özenle hazırlanmış çukurlara yerleştirildiğini tespit etti.

Küplerin ağız kısımları yer seviyesiyle eşitlenmişti; yani ev sahipleri istedikleri zaman parayı kolayca içeri atabiliyor ya da içinden para alabiliyorlardı. Hatta iki küpün ağız kısmına yapışmış halde bulunan sikkeler, küpler toprağa gömüldükten çok sonra bile bu “kumbaraya” düzenli olarak para atılmaya devam ettiğini kanıtlıyor.

40 BİN SİKKE VE GİZEMİNİ KORUYAN ÜÇÜNCÜ KÜP

INRAP’ta görev yapan numismat (madeni para uzmanı) Vincent Geneviève’in paylaştığı teknik detaylar, hazinenin devasa boyutunu gözler önüne seriyor:

Birinci Küp: Yaklaşık 38 kilogram ağırlığında ve içinde 23.000 ila 24.000 adet sikke barındırıyor.

İkinci Küp: Keşif sırasında boyun kısmı kırık olan bu küp yaklaşık 50 kilogram ağırlığında. Yapılan ilk incelemelere göre içinde 18.000 ila 19.000 adet sikke olduğu tahmin ediliyor.

Üçüncü Küp: Bu küpün hikayesi ise oldukça ilginç. Küpün henüz antik çağda (Roma döneminde) yerinden çıkarılıp götürüldüğü anlaşıldı. Çukurda sadece gözden kaçan 3 adet sikke kalmıştı.

AYRILIKÇI İMPARATORLUK İZLERİ

Uzmanlar, sikkelerin üzerindeki tarihlerden yola çıkarak bu dev birikimin M.S. 280 ile 310 yılları arasında toprağa verildiğini öngörüyor. Sikkelerin üzerinde dikkat çeken en önemli detay ise Roma İmparatorluğu’ndan bağımsızlığını ilan edenGalya İmparatorluğu dönemine ait olmaları.

Definede; M.S. 260-274 yılları arasında Roma’dan ayrılarak Galya ve çevre eyaletleri yöneten ayrılıkçı imparatorlar Victorinus, I. Tetricus ve onun oğlu II. Tetricus’un büstleri yer alıyor. Bu ayrılıkçı devlet, M.S. 274 yılında İmparator Aurelian tarafından yeniden Roma İmparatorluğu’na dahil edilmişti.

YER ALTINDAN ISITMALI EVLER VE TRAJİK SON

Sikkelerin bulunduğu yerleşim yeri, dönemin şartlarına göre oldukça lüks ve gelişmiş bir yapıya sahipti. Arkeologlar, paraların saklandığı bu mahallede tabandan ısıtma sistemine (hypocaust) sahip taş binalar, bodrum katları, fırınlı atölyeler ve yakınlarda bir Roma tahkimatı (askeri kale) keşfetti.

Ancak bu zengin yaşam, 4. yüzyılın başlarında meydana gelen büyük bir yangınla küle döndü. Kent daha sonra yeniden inşa edilip ayağa kaldırılsa da, ikinci bir büyük yangın yerleşimin tamamen terk edilmesine neden oldu. Ev sahipleri muhtemelen bu felaketler sırasında hayatını kaybetti veya kaçmak zorunda kaldı; böylece oturma odasının altındaki devasa servet, neredeyse 2.000 yıl boyunca karanlıkta saklı kaldı.

Author: Yusuf Arslan