Binanın dış cephesini kaplayan şeffaf panellerin içinde yaşayan mikroalgler bulunuyor. Güneş ışığının arttığı yaz aylarında bu algler hızla çoğalarak cepheyi daha yoğun hale getiriyor ve binaya ulaşan güneş ışığını azaltıyor. Kış aylarında ise alg yoğunluğu azalıyor, paneller daha şeffaf hale geliyor ve doğal ışık ile güneşten gelen ısı iç mekana daha fazla ulaşıyor.
CEPHE KENDİ KENDİNE UYUM SAĞLIYOR
Sistemin en dikkat çekici yönlerinden biri, herhangi bir motorlu gölgelendirme mekanizmasına ihtiyaç duymaması. Mikroalgler, mevsimsel değişimlere biyolojik olarak tepki vererek cephenin yazın kapanmasını, kışın ise yeniden açılmasını sağlıyor. Böylece binanın soğutma ve ısıtma için harcadığı enerji miktarının azaltılması hedefleniyor.
KARBONDİOKSİTİ EMİYOR, OKSİJEN ÜRETİYOR
Mikroalgler yalnızca gölgelendirme görevi üstlenmiyor. Aynı zamanda atmosferdeki karbondioksiti emerek oksijen üretiyor ve büyüdükçe biyokütle oluşturuyor. Elde edilen biyokütlenin gelecekte biyoyakıt veya farklı endüstriyel alanlarda değerlendirilebileceği belirtiliyor.
Algae Tower şu anda yalnızca konsept aşamasında bulunuyor ve inşaatına başlanmış değil. Proje, Avustralya’nın Melbourne kentinde önerilen bir ofis binası için geliştirildi. Ancak henüz resmi bir yatırımcı, inşaat tarihi veya uygulama takvimi açıklanmadı. Tasarımcılar, gerekli teknik geliştirmeler ve finansmanın sağlanması halinde benzer bir yapının önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde hayata geçirilebileceğini öngörüyor.
