Ama sonunda hissedilen duygu çok benzerdir: değersizlik, terk edilme korkusu, anlaşılmama, ihmal edilme ya da sürekli çabalayan taraf olma hâli. İnsan bazen tesadüfen değil, tanıdık gelen duygulara doğru çekilir. Bu tanıdıklık her zaman güvenli olduğu anlamına gelmez. Hatta bazen çocuklukta eksik kalan, yarım kalan ya da acı veren duygular yetişkinlikte “aşk” zannedilebilir.
Tanıdık Olan Her Zaman Sağlıklı Değildir Romantik ilişkilerde seçimlerimiz yalnızca karşımızdaki kişinin özellikleriyle ilgili değildir. Kendi geçmişimiz, bağlanma deneyimlerimiz, çocuklukta öğrendiğimiz sevgi biçimi ve kendilik algımız da partner seçimlerimizi etkiler. Bir çocuk sevginin ancak çabaladığında geldiğini öğrendiyse, yetişkinlikte de sevgiyi kazanılması gereken bir şey gibi yaşayabilir. Sürekli ilgisiz, mesafeli ya da ulaşılması zor kişilere çekilebilir. Çünkü iç dünyasında sevgi, sakin ve güvenli bir yerden çok çaba, bekleyiş ve belirsizlikle eşleşmiş olabilir. Benzer şekilde çocuklukta eleştirilen, yeterince görülmeyen ya da duygusal olarak ihmal edilen biri, yetişkinlikte kendisini değersiz hissettiren ilişkileri “normal” kabul edebilir. Çünkü kişi bazen en çok ihtiyacı olan şeye değil, en iyi bildiği duyguya yönelir.
“Bu Kez Farklı Olacak” Döngüsü Tekrarlayan ilişki döngülerinde sık görülen düşüncelerden biri “Bu kez farklı olacak” inancıdır. Kişi karşısındaki insanın değişeceğine, sonunda kendisini seveceğine, anlayacağına ya da değer vereceğine inanabilir. Bu umut, bazen ilişkiyi sürdürmenin en güçlü sebebi hâline gelir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Bir ilişkide sürekli bekleyen, açıklayan, affeden, alttan alan ve kendini kanıtlamaya çalışan taraf olmak zamanla kişinin öz değerini yorar. Sevgi, sürekli sınanma ve belirsizlik içinde yaşandığında güven vermekten çok kaygı üretir. Sağlıklı bir ilişkide kişi sürekli “Acaba beni seviyor mu?”, “Benimle kalacak mı?”, “Yeterince iyi miyim?” sorularının içinde kalmaz. Elbette her ilişkide zaman zaman çatışma ve belirsizlik olabilir. Ancak ilişkinin genel duygusu güvensizlik, yoğun kaygı ve değersizlikse orada kişinin kendi döngüsüne dikkatle bakması gerekir.
Bağlanma Yaraları İlişkilerde Tekrar Edebilir Bağlanma deneyimlerimiz, yetişkinlikte yakın ilişkileri nasıl yaşadığımızı etkileyebilir. Çocuklukta bakım verenlerle kurulan ilişki; yakınlık, güven, ayrılık ve sevgi algımızın temelini oluşturur. Kaygılı bağlanma eğilimi olan biri ilişkide terk edilme korkusunu yoğun yaşayabilir. Partnerinin küçük bir mesafesi bile büyük bir tehdit gibi hissedilebilir. Sürekli onay alma, sevilip sevilmediğini test etme ya da ilişkiye aşırı tutunma görülebilir. Kaçıngan bağlanma eğilimi olan biri ise yakınlık arttığında geri çekilebilir. Duygusal mesafe kurmak, bağımsız kalmak ya da ihtiyaçlarını bastırmak onun için daha güvenli hissettirebilir. Bu kişiler sevgi istese bile yakınlık onlarda baskı ya da kontrol ediliyormuş hissi yaratabilir. Bazen de kaygılı ve kaçıngan taraflar birbirini çeker. Biri yakınlık aradıkça diğeri uzaklaşır; biri uzaklaştıkça diğeri daha çok kaygılanır. Bu döngü iki taraf için de yorucu ve yıpratıcı olabilir.
Kendimizi Değil Döngümüzü Suçlamak Tekrarlayan ilişkiler yaşayan kişiler çoğu zaman kendilerini suçlar: “Ben neden böyleyim?”, “Neden hep yanlış kişileri buluyorum?”, “Neden vazgeçemiyorum?” Oysa burada amaç kendini suçlamak değil, kendi içsel örüntülerini anlamaktır. Bir insanın benzer ilişkiler yaşaması onun değersiz, güçsüz ya da sevilmez olduğu anlamına gelmez. Bu durum çoğu zaman geçmişten gelen duygusal ihtiyaçların, inançların ve bağlanma biçimlerinin bugünkü ilişkilerde yeniden sahneye çıkmasıdır. Kişi kendine şu soruları sorarak döngüsünü fark etmeye başlayabilir: “Bu ilişkide bana en tanıdık gelen duygu ne?” “Ben bu kişide neyi değiştirmeye çalışıyorum?” “Sevilmek için kendimden ne kadar vazgeçiyorum?” “Bu ilişki bana huzur mu veriyor, yoksa sürekli kaygı mı üretiyor?” “Karşımdaki kişiyi olduğu gibi mi seviyorum, yoksa potansiyeline mi tutunuyorum?” Bu sorular, kişinin kendi ilişki haritasını görmesine yardımcı olabilir.
Sağlıklı Sevgi Nasıl Hissettirir? Sağlıklı sevgi, kişinin kendinden vazgeçmesini gerektirmez. Sürekli tetikte olmayı, belirsizlik içinde kalmayı, değerini kanıtlamaya çalışmayı gerektirmez. Sağlıklı bir ilişkide kişi hem yakın olabilir hem de kendi sınırlarını koruyabilir. Sevgi, yalnızca yoğun duygu değildir. Güven, saygı, tutarlılık, açıklık ve karşılıklılık da sevginin önemli parçalarıdır. Bazen yoğun çekim, kişinin geçmiş yaralarını tetiklediği için çok güçlü hissedilebilir. Ancak yoğunluk her zaman sağlıklı bağ anlamına gelmez. İlişkide “çok seviyorum” kadar “bu ilişki bana nasıl hissettiriyor?” sorusu da önemlidir. Çünkü sevgi, kişinin kendisini sürekli küçük, yetersiz, kaygılı ve değersiz hissetmesine neden oluyorsa orada durup bakılması gereken bir döngü olabilir.
İyileşme Nereden Başlar? İyileşme, kişinin önce kendi seçimlerini yargılamadan anlamasıyla başlar. “Neden bunu seçtim?” sorusu suçlamak için değil, fark etmek için sorulmalıdır. Çünkü fark edilmeyen döngü tekrar eder; fark edilen döngü ise dönüşmeye başlar. Terapi sürecinde kişi kendi bağlanma biçimini, çocuklukta öğrendiği sevgi algısını, ilişkilerde tetiklenen şemalarını ve öz değer inançlarını keşfedebilir. Böylece kişi sadece partnerini değil, ilişkide kendi konumunu da görmeye başlar. Zamanla sevginin belirsizlik, bekleyiş ve kendini kanıtlama olmadığını öğrenmek mümkündür. Kişi, kendisini sürekli yoran ilişkiler yerine daha güvenli, daha karşılıklı ve daha dengeli bağlar kurabilir.
Sonuç Sürekli benzer insanlara çekilmek kader değildir. Bu, çoğu zaman iç dünyamızın bize gösterdiği bir işarettir. Geçmişte eksik kalan sevgi, görülme, değer verilme ya da güven ihtiyacı bugünkü ilişkilerde kendini tekrar ettirebilir. Ancak insan kendi döngüsünü fark ettiğinde seçimleri de değişmeye başlar. Çünkü sağlıklı ilişki, kişinin kendini kaybettiği değil, kendine daha çok yaklaştığı bir yerdir. Bazen iyileşme, yanlış kişileri değiştirmeye çalışmayı bırakıp kendimize şu soruyu sormakla başlar: “Ben gerçekten sevilmeye mi çalışıyorum, yoksa geçmişte alamadığım sevgiyi bugün birinden tamamlamasını mı bekliyorum?”
Psikolog Beyza Çoban