MÜJDE IŞIL İSTANBUL – “Odyssey”de Lupita Nyong’o’nun Truvalı Helen’i ve Elliot Page’in Yunan askeri Sinon’u canlandırması, rapçi Travis Scott’ın ozan rolünde görünmesi tartışılıyor. “Yüzüklerin Efendisi” serisinin yeni filmi “The Hunt for Gollum”un yönetmeni Andy Serkis’e oyuncu kadrosunun tamamen beyaz oyunculardan oluştuğu için tepkiler var. Azınlıklara ve temsil sorunu yaşayan gruplara yer verilmesi politik doğruculuk mu, yapay bir eşitlik vurgusu mu? Yoksa eşitsizliğe karşı gerçek bir etkisi var mı? Sinemanın profesyonellerine sorduk.
Rekor üstüne rekor
Açılış hafta sonunda “Odyssey”in küresel hasılatı 264 milyon doları aştı. “Süper Mario Galaksi Filmi” (372.5 milyon dolar) ve “Oyuncak Hikâyesi 5”in (312 milyon dolar) ardından 2026’nın en yüksek açılış yapan üçüncü filmi ve animasyon dışı ilk filmi oldu. 2012’deki “Kara Şövalye Yükseliyor”u (249 milyon dolar) geçerek Nolan’ın en yüksek açılış yapan filmi de oldu. Türkiye’de ise 224 bin seyirciyle 2026’nın en iyi açılışına imza attı.

Selin Gürel (Sinema Yazarı)
‘‘Odyssey’ bir biyografi değil’
“Whitewashing” olarak tanımlanan “farklı ırklara mensup karakterlerin beyaz oyuncular tarafından canlandırılması” meselesi, geçmişte çok vahim örnekler çıkardı karşımıza. Bu sorunun gerçek çözümü bulunmadan, politik doğruculuk kavramı ve woke kültürü bir çözüm olarak ortaya sürüldü. Ancak bu her şeyi daha da karıştırıyor. Her filmde her ırktan insanı görmek istediğimizde konuyu bir “Speed/Hız Tuzağı” otobüsüne indirgiyoruz. Diğer yandan “Aloha”da Asyalı bir karakteri Emma Stone’un canlandırmasının karşı tepkisi sadece politik doğruculuk arayışı olmamalı ki bu kavramın içinde de büyük bir sahtelik ve mecburiyet yatıyor. “Whitewashing”in tek çözümü temsiliyeti, hikâyenin gerektirdiği şekilde planlamak. “Odyssey”de bazı oyuncu seçimlerinin hikâyeye uymadığı düşünülüyor ama “Odyssey” bir destan. Bir biyografi değil. Nolan’ın temsiliyeti istediği gibi eğip bükmeye hakkı var bence.

Feride Çetin (Oyuncu)
‘Pazarlamanın bir parçası’
Filmin ‘gişe fatihi’ olabilmesi için yapay bir eşitlik vurgusu yaratmayı hedefledikleri kanısındayım. Sinemanın kan kaybettiği bir dönemdeyiz. Post truth çağında az sayıda bağımsız film ‘ayrımcılık’ üzerine hakiki hikâyeler yakalayabiliyor. Onlar da artık festivallerde dahi kendilerine alan bulmakta zorlanıyor. Bugün Nolan’ın filmi etrafındaki söz konusu tartışmaların da pazarlama stratejisinin bir parçası olduğunu tahmin ediyorum. Okunma oranları yüksek haber sitelerinde yayımlanan makalelerdeki vurgu, bana bunu düşündürüyor. Asıl endişe verici olan, neyi tartışacağımızı dikte eden, korku iklimini besleyen, bizi giderek tembelleştiren yapay zekâ. Gişe başarısının sinema salonlarının kapatılmasını erteleyeceğini sanmıyorum. Maalesef önümüzdeki yıllarda sinema da edebiyat da butik ve ulaşması pahalı sanatlar olacak gibi görünüyor.

Erdi Işık (Senarist)
‘Küreselleşmenin doğal sonucu’
Bu tartışmaya iki farklı açıdan bakıyorum. Sinemacı olarak bana göre dünya giderek daha küresel bir yapıya dönüşüyor ve sinema da bunun dışında kalamaz. Bu sadece oyuncu seçimlerinde değil; anlatılan hikâyelerde, yönetmenlerde ve senaristlerde de kendini gösteriyor. “Parazit”in En İyi Film Oscar’ını kazanması, bunun önemli kırılma anlarındandı. Dolayısıyla Lupita Nyong’o’nun Helen’i ya da Elliot Page’in “Odyssey” kadrosunda yer almasını bu küreselleşmenin doğal sonucu. İkinci olarak ise bir seyirci gibi düşündüğümde, ön yargısız bir seyirci için önemli olan oyuncunun kimliği değil, karakterin ve bu çeşitliliğin hikâyeye ne kadar inandırıcı şekilde hizmet ettiği. Seyirciyi etkileyen şey, en sonunda yine iyi anlatılmış bir hikâye oluyor. Azınlıkların ve temsil sorunu yaşayan grupların sinemada daha görünür olmasını tek başına politik doğruculuk olarak görmüyorum. Elbette bunun zaman zaman pazarlama malzemesine dönüştüğü örnekler olabilir ama iyi yazılmış bir karakter söz konusu olduğunda benim için belirleyici olan temsil değil, hikâyenin gücüdür. “The Hunt for Gollum” etrafındaki tartışmada da aynı noktadayım. Bir filmin oyuncu kadrosunu yalnızca etnik dağılımı üzerinden değerlendirmeyi doğru bulmuyorum. Asıl mesele, filmin kendi dünyası içinde kurduğu dramatik bütünlük ve anlatısal tutarlılık.
