Okul güvenliği polisiye önlemlerle olmaz, alınan tedbirler çok sığ, yetersiz ve vizyonsuzdur

Son günlerde okullarımızda yaşanan elim saldırılar milletimizin vicdanında derin, onulmaz yaralar açmıştır. Bu trajediler asla tesadüf değildir; uzun yılların birikmiş ihmallerinin, sistematik erozyonun ve köklü bir vizyon eksikliğinin acı meyveleridir. Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Eğitim, Aile, İçişleri bakanlarımızın açıkladığı önlemler –55 bin okula kamera kurulumu, Kent Güvenlik Yönetim Sistemi’ne entegrasyon, okullara randevusuz ziyaret yasağı, turnike ve dedektör uygulamaları ile 6 aylık psikososyal eylem planı– kuşkusuz iyi niyetli adımlardır. Ancak ne yazık ki bu tedbirler, sorunun derinliğini kavrayamamış, teşhisini doğru koyamamış ve vizyonsuz bir yaklaşımla yara bandı ile aspirin kabilinden yüzeysel müdahaleler olarak kalmıştır.

OKUL SADECE BİR BİNA DEĞİLDİR; RUHSAL VE PEDAGOJİK BİR EKOSİSTEMDİR!

Bir okulun girişine kamera koymak, veliyi randevu sistemine bağlamak, saniye saniye izlemek… Bunlar teknik ve geçici çözümlerdir; fakat gerçek sorunlar kavranamamış, hafife alınmış ve kök nedenler görmezden gelinmiştir. Okul, sadece fiziksel bir bina değildir; ruhsal, pedagojik ve toplumsal bir ekosistemdir. Bu ekosistemi yalnızca “gözetimle, kamera ve turnikelerle onarmaya çalışmak sorunu çözmek değil, ertelemektir. Üstelik bu önlemler 81 ilde zorunlu hale getirilirken öğretmenlerimizin ve velilerimizin omuzlarına yeni yükler bindirmekte, asıl meseleleri –disiplin boşluğu, itibar kaybı ve aile-okul-devlet üçgenindeki kopukluk– gölgede bırakmaktadır. Hayal kırıklığı yaratan bu yaklaşım vizyonsuzdur; çünkü gelecek nesillerimizi “güvenlik kamerası altında” değil, “güven, saygı ve otorite ikliminde” yetiştirmeyi hedeflemelidir.

ÖĞRETMENLİK MESLEĞİ SİSTEMATİK OLARAK BİTİRİLMİŞTİR!

Okullarımızda yaşanan olayların en kritik nedenlerinden birini burada açıkça ve sorumlulukla ifade etmeliyim: Zaten can çekişmekte olan öğretmenlik mesleği 25 yıllık Ak Parti iktidarı döneminde sistematik olarak bitirilmiş, itibarı ve saygınlığı daha da yerle bir edilmiştir ve kalitesizleştirilmiştir. Aslında “kutsal meslek” olarak yüceltilmesi, kalitelileştirilmesi gereken öğretmenlik, bugün vasat bir profile indirgenmiş, veli tehdidiyle, öğrenci şikâyetiyle, idari mobbing ile, düşük maaş ve atama-terfi adaletsizliğiyle, görevde yükselme haksızlıklarıyla karşı karşıyadır. İktidarın ilk yıllarından itibaren uygulanan kes yapıştır eğitim politikaları, ithal modeller, 12 yıllık kesintisiz sistemin pedagojik hataları, disiplin yönetmeliklerinin sulandırılması ve veli-öğrenci odaklı “özgürlük” anlayışının öğretmen otoritesini yok etmesi… Bunların hiçbiri tesadüf değildir; bilinçli ve vizyonsuz ve liyakatsiz, ehliyetsiz tercihlerin acı sonucudur. Öğretmen, sınıfta “eğitici” olmaktan çıkıp yalnızca “öğretici”ye indirgenmiş; disiplin vermek yerine “şikâyet edilme” korkusuyla suskunlaştırılmıştır.

EĞİTİM SİSTEMİMİZ GENÇLİĞİMİZİN RUHSAL ÇÖKÜŞÜNÜ HAZIRLAMIŞTIR!

MEB, 25 yılda bir neslin ruhsal çöküşünü hazırlamıştır. Toplumsal şiddet normalleşmiş, dijital kuşatma, sosyal medya ve şiddet içerikli oyunlar çocuklarımızı yalnızlaştırmış, aileler eğitim sorumluluğunu okula yüklemiş, devlet ise “veri havuzu” ve GBT kontrollüyle yetinmiştir. Sorun hafife alınmıştır; çünkü asıl mesele, öğretmeni geleceğin mimarı olmaktan çıkarIP “memur” statüsüne indirmektir. Eleştiri yıkmak için değil, inşa etmek içindir. Gerçekçi olalım: Kamera ve randevu sistemi kısa vadede bazı riskleri azaltabilir; ancak uzun vadede yetersizdir. Çünkü güvenlik yalnızca teknoloji değildir; insan merkezli, derinlikli bir vizyondur.

21. YÜZYIL OKULU AKILLI OLMALIDIR; FAKAT İNSAN ODAKLI BİR VİZYONLA!

Yeni çağın okulları “akıllı” olmalıdır; fakat bu akıl, yapay zekâ destekli tehdit algılama ile sınırlı kalmamalıdır. Okullarımız aynı zamanda “duygusal zekâ laboratuvarları”, “değerler atölyeleri” ve “topluluk iyileştirme merkezleri” olmalıdır. Bu itibarla Sayın Cumhurbaşkanımıza, İçişleri, Milli Eğitim ve Aile Bakanlarımıza önerilerimiz şunlardır:

BAKANLARA ÖNERİLER, TELKİN VE TAVSİYELER!

Öğretmenlik Meslek Kanunu’nu kökten revize edelim. Şiddete karşı caydırıcı cezalar artsın; veli tacizi “adli mesele” olsun. Disiplin yönetmeliği güçlendirilsin; okuldan atılma ve sınıfta kalma pedagojik gerekçelerle kolaylaşsın. Öğretmenler kriz yönetimi ve liderlik eğitimleriyle donatılsın; maaş ve kariyer yoluyla “çekinilen otorite” konumuna yükselsin.

Her okula “güvenlik koordinatörü müdür yardımcısı” atansın. Aile-okul-devlet-dijital ittifakı kurulsun: Sosyal medya yaş doğrulaması, zararlı içerik engeli ve “çocuk hattı” gibi adımlar kalıcı hale getirilsin. Uluslararası örneklerden mesela İsveç’teki sınıf içi acil kilit sistemleri, ABD’deki çok katmanlı fiziki-psikolojik güvenlik modellerinden ilham alalım; ancak bunları Türkiye’ye özgü değer ve gerçeklerimizle harmanlayalım.

12 yıllık zorunlu sistemi derhal 8 yıla indirip pedagojik hatalarını düzeltelim. Erken yaşta yetenek tespiti, mesleki yönlendirme ve esnek modeller devreye girsin. Müfredat, eleştirel düşünme, empati, dijital etik ve milli bilinçle yeniden yazılsın. Okullarımız “Köy Enstitüleri ruhu” ile 21. yüzyıl teknolojisini birleştirsin: Yapay zekâ destekli kişiselleştirilmiş öğrenme ve öğretmen rehberliğinde karakter eğitimi uygulamaları geliştirilsin.

Tüm eğitim paydaşlarını (sendikalar, STK’lar, aileler, uzmanlar) kapsayan bir Milli Eğitim Şurası yapılsın. 6 aylık planlar değil; 25 yıllık bir vizyon belgesi hazırlansın. Eğitim, “milli beka” meselesi olarak ele alınsın.

GELECEĞİMİZ KADER DEĞİLDİR; BUGÜN ATTIĞIMIZ ADIMLARA BAĞLIDIR!

Kıymetli anne-babalar, sevgili öğrenciler ve fedakâr öğretmenler; bu acılar tesadüf değildir, ancak hatada ısrar eden bu kafayla geleceğimiz de kader değildir. Biz DESAM olarak umutlu ve kararlıyız: Okullarımız yine “insan, doğa, vatan ve millet sevgisinin nakşedildiği mevziler” olacaktır. Öğretmenlerimiz nesillerin mimarı olarak itibarına kavuşacaktır. Bu, yalnızca bir güvenlik meselesi değil; medeniyet inşa etme meselesidir. Hükümetimizi, muhalefeti ve tüm eğitim paydaşlarını bu çözümcül diyaloga davet ediyoruz. Yara bandı değil; kalıcı şifa zamanıdır. Geleceğimiz, bugün attığımız adımlara bağlıdır.

Author: Hakan Kaplan

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir