İBB davası iktidar partisi ile ana muhalefet partisi arasındaki yeni bir gerilime neden oldu. Erdoğan’ın İBB davası üzerinden CHP’ye yönelik söylemlerine Özgür Özel’den yanıt geldi. Anayasa Mahkemesi başkanını ziyaretinin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Özel Erdoğan’a melih gökçek hatırlatması yaptı.
Erdoğan’a tepki gösteren Özel, “Milletin ahlakına dil uzatmak için önce Türkiye’nin en ahlaksız siyasetinin yapıldığı, örneğin Ankara’nın yıllarca Melih Gökçek tarafından yönetildiği ve senin partiyi birlikte kurduğun 33 arkadaşının 30’u, ilk üç arkadaşının ikisi diyorsa ki; ‘Melih Gökçek yargılanmadan kimse yargılanamaz, Melih Gökçek’e bu sorular sorulmadan kimseye sorulamaz’ deniyorsa, bir de bunun üstüne ahlaktan bahsetmeyeceksin.” şeklinde konuştu.
Erdoğan’a Gökçek hatırlatmasını sürdüren Özel, “Sen, ‘Ankara’yı parsel parsel sattın’ diyen ve yanında ak saçlı olarak tuttuğun, bu sözü söylediğinde ve devamında Cumhurbaşkanlığında İstişare Heyeti’nde bulunmuş, partinin en başta seninle bir 3 kurucusundan biri olan birisi ‘Ağzımı açtırtmasın’ dediği Melih Gökçek’i istifa ettirip savcıya vermiyorsan, sonra da ‘sus payı’ diye onun oğluna milletvekilliği makamı veriyorsan… Bir gün çalışmamış, bir kuruş kazanmamış, tek becerisi hakaret ve iftira etmek olan birisini Melih Gökçek korkusuna milletvekili yapıyorsan ondan sonra tutup da bu başkentte, Ankara’da konuşmayacaksın.” dedi.
Özgür Özel’in açıklamaları şu şekilde;
“Bir kere tabii bir grup toplantısındaki bu üslubu milletin takdirine bırakıyorum. Sözde efendim işte Cumhuriyet Halk Partisi veya Genel Başkan Özgür Özel işte dediğiniz gibi “tehdit”, “hakaret” bilmem ne… Cümlenin kendini tekrar etsin, benim söylediğim hangi cümlede hakaret varmış?
Ama daha şurada okuduğunuz cümlede siz kendiniz hatırlatma yaparken “tırnak içinde” hatırlatması yaptınız ki “aman efendim cümleleri bana ait sanmayın. Çünkü bu cümleleri söyleyecek durumda değilim ben” diyorsunuz. Onun için diyorsunuz tırnak içinde söyledi. Çünkü tekrarının utanç vereceği cümleleri ülkenin Cumhurbaşkanı grup toplantısında söyleyebiliyor.
Bir kere tam olarak şunu ifade etmek lazım; “Beytülmal’e el uzattınız” diyor. Buna kim karar verecek? Buna bağımsız mahkemeler karar verecek. Bunu bugünkü Adalet Bakanı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı iken iddia etti. İddia etmek için lazım olan bir kişiyi bulamadı, üç tane ağaca isim verdi. Çınar dedi, Ladin dedi, Meşe dedi; gizli tanıklara söyletti.
O gizli tanıklar söylediğinden vazgeçti. Sonra, tutukladıklarını zorlayarak onları “itirafçı” sözü altında iftiracı yapmaya çalıştı. Dün itibarıyla 14 tanesi, savcıların baskısıyla yönlendirmesiyle diyerek ifadelerinden vazgeçtiler. Daha dün iki tane gizli tanık Aziz İhsan Aktaş davasında “Yok yok görmedim, sadece duydum. Öyle duydum, söyledim yazmışlar altına imza attım.” diyerek gizli tanık olmasına rağmen ifadelerinin somut kendi gördükleri bir tanıklığa değil, kulaktan duyduklarına ve bunların savcılar tarafından yazılıp kendilerine imzalatılmasına vurgu yaptılar.
Böyle bir yerdeyiz ve kusura bakmasın ama artık bu kadar hakaretten sonra şunu söyleyeceğim: Sayın Cumhurbaşkanı utanmadan, sıkılmadan, iddia edilen, iddia için ispatlardan yoksun bir iddianameye dayanarak; mahkeme kararı olmadan, olsa ne yazar istinafta onaylanmadan, onaylansa ne yazar Yargıtay’da kesinleşmeden, hükmü kendi zihninde kesinleştirmiş zaten.
Ve millete diyor ki, “Beytülmal’e el uzattınız” diyor bize, “Hesap vermeye alışacaksınız” diyor. Bir kez hesap verme, iddiayla, yargılanmayla, kararla, istinafla değil; bir cezanın kesinleşmesiyle, infazla olur. Ama siz Mussolini gibi ön infaz yöntemi yapıyorsanız; “Bizim savcılar ola ki ispatlayamaz, hakimler ola ki lafımdan çıkar, bunlar cezasız kalır, o yüzden yargılamayı beklemeye gerek yok, şimdiden infaz edeyim” diyorsanız, tam da bugünkü ifadeniz suçüstü halidir! Tam da bugünkü ifadeniz itiraftır! “Beytülmal’e el uzattıysanız” diyor, “Hesap vermeye alışacaksınız.”
İkincisi, bu kadar kendinden eminsen neden kaçıyorsun canlı yayından? Yazın konuşmadık mı? Şimdi siyaset mi yapıyoruz, siyaset yapıyoruz. Siyaset gerçeği mi arar, yoksa yalana mı tapar?
Bu milletin gözüne baka baka ben dedim ki, ‘Ben o iddianameyi bekliyorum, arkadaşlarım yargılansın diye değil, bu iftiracıları yargılamak üzere.’ O günlerde Sayın Bahçeli, ‘Canlı yayın talebi doğrudur, her şey milletin gözünün önünde olsun’ dedi mi, demedi mi? Dedi. Bunu size sordular, ‘Bahçeli isabet buyurmuş, Sayın Bahçeli diyorsa olur’ dedin mi, demedin mi? E iddianame çıktı, benim dediğim gibi çıktı. O yüzden canlı yayından kaçmıyor musunuz? Varsa cesaretiniz, hadi bakalım çıkalım, canlı yayın yapalım.
Bu kadar net bir durum ortadayken halen daha konuşuyor. Ve kusura bakmasın ama ahlaki üstünlük dediğin mevzu şöyle bir şeydir: İddianame çıkarken ‘canlı yayın yapalım’ deyince muhalefet, ‘hodri meydan’ deyince, ‘hadi bakalım rezillikleriniz canlı yayınlansın’ deyip iddianameyi görünce ana muhalefet, ‘talebimde ısrarlıyım’ deyip de siz bucak bucak kaçıyorsanız, ahlaki üstünlük kusura bakmayın ama sizde aranmaz.
Ahlaki üstünlüğün olması için bir kere ahlaken sözünün arkasında durman beklenir. İlk başta burada beklenir. İkincisi, yargı kararı çıkmadan, çıkmış gibi söylemek yerine yargıya güven telkin edecek sözler ve adımlar gerekir. Sen hukuku katlettirdiğin birini önce Bakan Yardımcısı, sonra Cumhuriyet Başsavcısı, sonra da Bakan yapıyorsan; bir ödül ceza mekanizması kurduysan, işine gelen kararları terfi ettirip, işine gelmeyen karar veren hakimleri sürgün ettiriyorsan, o zaman sende ahlaki üstünlüğün olmadığını millet görür.
O yüzden de psikolojik üstünlük bizdedir. O yüzden de çoğunluk enerjisi bizdedir. O yüzden ben siyaseti tam bir yıldır 106 meydan meydan, sokak sokak kalabalıklarla yapıyorum, çünkü çoğunluk enerjisi bendedir. O yüzden sen siyaseti yazın soğuttuğun, kışın ısıttığın salonlarda atadıklarınla yapıyorsun. Atanmışlara kendini alkışlatanla, milletin desteğini arkasına alan arasında kusura bakmasın ama tabii ki psikolojik üstünlük farkı da olur, ahlaki üstünlük farkı da olur.
Milletin ahlakına dil uzatmak için önce Türkiye’nin en ahlaksız siyasetinin yapıldığı, örneğin Ankara’nın yıllarca Melih Gökçek tarafından yönetildiği ve senin partiyi birlikte kurduğun 33 arkadaşının 30’u, ilk üç arkadaşının ikisi diyorsa ki; ‘Melih Gökçek yargılanmadan kimse yargılanamaz, Melih Gökçek’e bu sorular sorulmadan kimseye sorulamaz’ deniyorsa, bir de bunun üstüne ahlaktan bahsetmeyeceksin.
Sen, ‘Ankara’yı parsel parsel sattın’ diyen ve yanında ak saçlı olarak tuttuğun, bu sözü söylediğinde ve devamında Cumhurbaşkanlığında İstişare Heyeti’nde bulunmuş, partinin en başta seninle bir 3 kurucusundan biri olan birisi ‘Ağzımı açtırtmasın’ dediği Melih Gökçek’i istifa ettirip savcıya vermiyorsan, sonra da ‘sus payı’ diye onun oğluna milletvekilliği makamı veriyorsan… Bir gün çalışmamış, bir kuruş kazanmamış, tek becerisi hakaret ve iftira etmek olan birisini Melih Gökçek korkusuna milletvekili yapıyorsan ondan sonra tutup da bu başkentte, Ankara’da konuşmayacaksın.
Bu söylediklerinin tamamı ahlaki üstünlüğün Cumhuriyet Halk Partisi’nde olduğunu tescil eden beyanlardır.”