Y eşil çimende top yuvarlandıkça, heyecan, coşku, hayal kırıklığı ve dersler yazıyor. Futbol ulemaları tarihe geçecek olaylar karşısında tavır koymak yerine, anlaşılmaz bir kabul psikolojisine yakalandılar. Tribünden başlayalım…
Donald Trump, Bosna Hersek maçında kırmızı kartla oyundan atılan Amerikalı futbolcu Balogun’un iki maçtan men cezasını önleyecek bir hamle yaptı ve bu ceza ertelendi. Oraya bakınca, ya adam ne de ayıp etmiş demeyelim. Bunun bizde de örneği var: 16 Mart 2013’te GalatasarayGençlerbirliği maçında kırmızı kart gören Gökhan Zan iki maç ceza aldı. Futbol Disiplin talimatının 103. maddesi uyarınca, ceza önce bir maça düşürüldü, sonra da ötelendi. Sezon bitince öteleme de unutuldu gitti. Bu maddeler FIFA talimatlarında da var. Diplomasi ve Trump devreye girince, Infantino, FIFA yönergelerinde de olan ertelemeyi akıl etti ve patron (!) buna çok mutlu oldu. Gücün varsa yetiyorsun. Galatasaray’ın da gücünü bir kez daha anımsamış olduk. Disiplin talimatındaki bu erteleme maddesi, son değişikliklerle günümüzde geçerliliğini koruyan bir fırsat olarak ortada duruyor.
Hakemler de bir acayip. FIFA’nın “Oyunun akışını bozma, fazla kart gösterme, yıldızları da koru” talebi hakem kurulu başkanı Collina tarafından emir telakki edildi. O nedenle, Arjantin-Cezayir maçında Polonyalı hakem Marciniak rakibinin ayağına basıp direk kırmızı kartlık cürüm işleyen Messi’ye, doğrudan ihraç kararı uygulamadı. Bu işlerin çetelesini tutan değerli bir dostum, Marciniak’ın üç dünya kupasında toplam altı maç yönettiğini, bunlardan dördünün de Arjantin’e denk geldiğini anımsattı. Elbette gruptan yine çıkabilirdi Arjantin, ne var ki Messi’ye toz kondurulamaz hükmü kendini yeniden kanıtladı.
İngiltere-Arjantin rekabeti üzerine, değerli genç yazar ve yorumcu kardeşlerim hep yakın geçmişten skorları anlatıyorlar. Oysa, tarihe yazılmış daha sert kayıtlar var. 1966 Dünya Kupası’nda, İngiltere maçı 1-0 kazanırken, Arjantin takım kaptanı Rattin kırmızı kart gördü. Sonrasında maçın bitimine kadar Arjantin topa değil, rakip oyunculara yüklendi. İngiltere’nin efsane milli takım menajeri Alf Ramsey, maçtan sonra Arjantin için basına sadece tek kelimelik bir yorum yaptı: “Hayvanlar!”.
Yetenek utancı önlemiyor
Pazar gecesi ödül dağıtımından önce Arjantinli futbolcuların İspanyol rakiplerine nasıl tekme yumruk giriştiğini görebildiğimiz kadarıyla gördük. Zamanlama da iyiydi. Olay hakemin görevi sona erdikten sonra yaşandı. Dahası, utanılacak olaylara da tanık olduk. Onların en başında Messi geliyor. Uzaydan da gelsen, Rossario’da da doğsan, Barça’da da yetişsen, yeteneğin utancı önlemeye yetmediğini gösterdi. Oyunun hiçbir dakikasında yoktu. Maçı hiç oynamamış gibi oldu. Bu mahcubiyetin üstüne, ödül töreninde rezaleti de ekledi. Gümüş madalyayı aldıktan sonra, Arjantin Milli Takımı, şampiyon İspanyol oyuncuların madalya törenine sırtını döndü. Messi, oyunun dışında da liderlik gösterebilseydi, platforma yüzünü döner saygı ile beklerdi. Öyle yapmadı. Arkadaşlarına o çirkinlik için adeta onay verdi.
Hadi kırık kalplerimizin biraz mutluluğa da tanık olduğunu hatırlatalım: Maç bittikten sonra dünya şampiyonu İspanya Milli Takımı oyuncuları, Arjantinli rakiplerine sarılarak helalleşme tabloları sergilediler. Lamin Yamal’ın ustası ve vaftiz abisi (!) Messi’ye sarıldığında neler söylediğini merak ediyorum. Herhalde güzel şeyler söylemiştir. Ama söyleyeyim, o kusursuz İspanya takımında yetenek birincisi Yamal, maalesef en çok top kaybeden oyunculardan biri oldu.
En değerliler ödüllendirilirken, maalesef sadece kazanan oyuncular seçiliyor. Adil oyun, bu körlüğü kabul edemez. Arjantin Milli Takımı’nın kalecisi 106. dakikaya kadar bütün topları tutarak sektirmeden golleri önledi. Arjantin’in doğru düzgün şutu yoktu ancak kale ağzında çok tehlikeli pozisyonlar vardı. Bence Arjantin Milli Takımı’nın kalecisi Martinez, maçın en değerli oyuncusu idi. Yediği gol, benim gözlerimi ve vicdanımı köreltmiyor.
UEFA Başkanı Ceferin’in gözdesi Slovenyalı Vincic de, eh işte, şikayet edilemeyecek bir performans sergiledi. Gol iptal kararları doğruydu.
64 takımlı panayır kupası
Evet, milyar dolarlık endüstriyel büyüme, unutulmuş, bilinmeyen küçük ülkelerin kendini gösterme fırsatı oyunda emperyal iştahları da kabarttı. Baksanıza, Amerika 2038 Dünya Kupası’na da ev sahipliği yapmak istiyor. Sadık dostu, erk’inden vazgeçmiş Infantino da, 64 takımlı yeni bir panayır kupası için yeşilleniyor. En iyisi voleyboldaki Milletler Ligi’ni (VNL) masaya koyup, futbolun yarattığı yeni ilhamla Dünya Futbol Ligi’ni düzenlemek. Bırakalım kıtasal eleme maçlarını, beş kıta-altı konfederasyon ortak bir macera maratonunu sahnelesinler. Dünya Ligi’nde dereceye girenler, artık kaç takım olacaksa, Dünya Kupası organizasyonunda yer alsınlar.
Son bir ders… İspanya Milli Takımı teknik direktörü Luis de la Fuente, 65 yaşında aldığı kupayla, büyük zaferi yaşayan en yaşlı patron oldu. Kariyerine baktığımızda, İspanya Futbol Federasyonu’nun gazete ilanı ile arayıp, başvuru üzerine seçtiği bir altyapı antrenörü olduğunu görmek, bence çok büyük bir spor dersi. Onun adamı, bunun gözdesi, bizim evladımız denmeden gençler kategorisinde dünya şampiyonluğu yaşamış, Pazar akşamı da o çocuklarıyla yine nirvanaya uçmuş bir kahraman o. Saygı duyalım!
