Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr – 1979 yılında Ankara’nın Kahramankazan ilçesine bağlı Tekke Köyü’nde dünyaya gelen Ayfer Bozkurt‘un hayatı, küçük yaşlardan itibaren resimle şekillendi. İlkokuldan sonra eğitimine devam edemeyen Bozkurt, içinde hiç sönmeyen resim sevgisi sayesinde yıllar sonra yeniden okul sıralarına döndü. Ortaokulunu, lisesini ve üniversitesini 25 yaşından sonra tamamlayan Bozkurt, bugün Kahramankazan Mahalle Kültür Evlerinde resim öğretmeni olarak gençlere sanat eğitimi veriyor.
‘YANMIŞ ODUN PARÇALARI VE KÖMÜR ATIKLARIYLA RESİM YAPMAYA ÇALIŞIYORDUM’
‘Kendimi bildiğim andan itibaren resim yaptım diyebilirim’ diyen Ayfer, “Köyde, o yıllarda malzeme olmaması, vakit olmaması gibi zorluklar olmasına rağmen bulduğum her fırsatta resim yapmaya çalıştım. İnsanlara anlattıklarım ve anlatacaklarım abartı gelebilir, fakat o yıllar, o yıllardaki köy ortamı coğrafi konum, köydeki insanları, kültür seviyesi, maddi imkanlar göz önünde bulundurulmalı. O yıllarda küçük bir kız çocuğu olmak ve en önemlisi çevre baskısı, köy toplumunun bakış açısı, empati yapılarak gerçekçi bir şekilde canlandırılırsa her şeyin çok daha anlaşılabileceğini düşünüyorum. Genelde insanlar anlattıklarımı günümüzde ve yakın zamanda yaşanmış gibi düşünerek yorumlayıp gerçekçi bulmayabiliyorlar, fakat o yıllarla günümüz arasındaki farkı yaşayanların bile anlatabilmesi çok zor” şeklinde konuştu.
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
kaynak olarak ekleyin
Çocukluk yıllarında ilkokulda öğretmeninin resim yeteneğini fark ettiğini söyleyen Ayfer, “Dersleri ihmal ederim düşüncesi ile fazla olumlu bakmasa da okuldaki resim köşesinde resimlerimi sergilerdi. Müfettiş geldiğinde sergiyi çok beğenirdi bu da benim çok hoşuma giderdi. O yıllarda bir köy okulunda resim köşesi önemliydi. Resme fazla zaman ayırmaya başlayınca gereksiz görülmeye başlandı, diğer işlere daha fazla zaman ayırmam bekleniyordu. Köy yerinde her gün sabah erken saatlerden, gece geç saatlere kadar çeşitli yoğunlukta iş olurdu. Resim yapmak aykırı bir eylem gibi algılanırdı, üstelik bir kız çocuğu sabah akşam resim yapmaya çalışıyor, üstelik yanmış odun parçaları ile kömür artıklarıyla ve işler diğer tarafta bekliyor, artık gerisini siz düşünün” ifadelerine yer verdi.

‘RESİM YAPARKEN KENDİMİ DÜNYADAN SOYUTLUYORUM’
‘İçinde yaşadığım zaman fazla fark edemiyordum, fakat soyut somut her şeyi gözlemliyor, yorumlar yapıyordum’ diyen Ayfer, “Şimdilerde anlıyorum ki bu gözlemlerin sonucunda hafızamda yer edinen olgular yaptığım resimlerin temelini oluşturuyor. Şarkı sözleri, ufak bir söz, bir çiçek, insanların yüz ifadeleri, davranışları kısaca doğal ortamda bulunan her şeyden resim konusu oluşturabiliyor, gözlemlerimle birleştiriyor, zorlama konular bulmaya çalışmıyorum. Herhangi bir yerde çalışıp yorulduktan sonra resim yapmak beni dinlendiriyordu. Resim yaparken rahatlıyorum, kendimi dünyadan soyutluyordum sanki. Tüm yorgunluğum gidiyor yeni güne hazır hale geliyordum” dedi ve ekledi:
“Beni çok etkileyen olayları, şarkı sözlerini ve benzerlerini duygularımla birleştirerek harmanlıyorum, hafızamda senaryolaştırıp, kompozisyon haline getirdikten sonra bazen soyut, bazen somut, bazen de aynı tablo içerisinde hem soyut hem somut olarak resme döküyorum. Kısaca o anımı belgeleyip şifreli veya şifresiz kayıt altına almış oluyorum. Eğitim almadan kendini geliştirmenin bir zorluğu vardı. Resme olan tutkum, bağlılığım, yaptığım gözlemlerle, doğuştan gelen yetenekle birleşince bu zorlukları kendimce aştığımı düşünüyorum. Televizyonda yayınlanan Bob Ross’un sunduğu ‘Resim Sevinci’ isimli programda gelişmeme büyük katkı sağladı. Bu alanda biraz tanındıktan sonra büyük ressam hocalarımın tavsiyelerinin de çok fazla katkıları olmuştur. Kendimi geliştirme konusunda daha çok fazla yolum olduğunu düşünüyorum. Zaten bana göre insanın her alanda kendini geliştirmesinin sonu ve sınırı yoktur.”

‘KENDİ SAÇ TELLERİMİ FIRÇA OLARAK KULLANDIM’
‘İmkansızlıklar içinde üretmeye devam etmek, beni kamçıladı, sabretmeyi öğrendim’ diyen Ayfer, “Hayallerimden vazgeçmemem gerektiğini kavradım. En zor, imkansız zamanlarda atılmış, yazı yazılmış kağıtların arkasından yararlanmak, otlardan boya elde etmek, yanmış odun parçalarından, kömürden yararlanmak, saç telinden, hayvan kuyruk kıllarından fırça yapmak gibi imkanlarından yanı başımda durduğunu ve bedava olduğunu fark ettim” şeklinde konuştu.
Saçtan fırça yapmasını anlatan Ayfer, “Köyümüzde ilkokula giden bir kız çocuğu yarışmaya katılmak için benden yardım istemişti. O resim yapıyor bende onu yönlendiriyordum. O resim yaparken zaten eski olan fırçasının kılları döküldü, fırça kullanılamayacak hale geldi. Yeni fırça için köyden ilçeye gitmek gelmek veya birinin getirmesini istemek hem çok zor hem de gereksiz gibiydi. Sonuçta bir çocuk resmini tamamlayacak ne kadar önemli olabilir ki? Çocuğun çok güzel gür saçları vardı. Senin saçından fırça yapalım mı dedim, kabul etti. Saçından kestiğimiz telleri eski fırçaya yapıştırarak yeni bir fırça elde ettik ve resmimizi tamamladık. O resimle çocuk dereceye girdi ve ödül olarak bisiklet kazandı, çok sevinmişti. Daha sonra süreçlerde zaman zaman bende kendi saç tellerimi fırça olarak kullandım. Farklı bir deneyim olmuştu” bilgisini paylaştı.

‘BÖYLESİNE BİR İLGİYİ BEKLEMİYORDUM’
Tablolarının böylesine büyük bir ilgi göreceğini beklemediğini söyleyen Ayfer, “Zaten resimlerimi kendim için yapmıştım, kendi duygularım, kendi hislerimdi. Sergilemek gibi bir düşüncem de, bilgim de yoktu. Haydi kızlar okula kampanyası olmasa, Okul müdürümüz Erdem PEKER hocamız köye ve bizim eve gelmese, geldikten sonra resimlere ilgi göstermese ve en sonunda resim hocamız Fatma ARSLAN hocamız ile birlikte bana sergi açabilmek için gayret gösterip yardım etmeseler belki de şu an hiç bilinmeyecektim. Özetle kader ağlarını benim için iyi yönde örmüştü. Bu yolda bana yardım eden herkese buradan tekrar teşekkür etmek isterim, hepsine minnettarım” şeklinde konuştu.
İlk başlarda yadırgandığını ve gereksiz görüldüğünü dile getiren Ayfer, “Hele yemek yapması, evleri süpürmesi ve benzeri köy işlerini yapması beklenen bir kız çocuğunun bu işlerin yanında resim yapmaya çabalaması gereksiz zaman kaybı, diğer işlere önem vermeme, az zaman ayırma gibi algılandı. Fakat ilerleyen zamanda benimle birlikte köy de tanınmaya başlanınca bakış açıları değişti, büyük bir çoğunluk vazgeçmememi çabalarımı takdir etti. Resim yaparken beni en çok motive eden şey, kendimi ifade edebilme duygusu. İnsanlar bazen kendilerini kelimelerle veya hareketleri ile ifade edemiyorlar. Bence insani ilişkilerde yaşanılan birçok sorunun kaynağı da bu. Ben söyleyemediklerimi resim yoluyla söylemiş oluyorum. Kime söylediğimin bir önemi yok. Kendime, topluma, başkalarına sonuçta herkese, her şeye söylemiş oluyorum. Anlaşılması gerekmiyor, benden çıkmış oluyor. Böylece rahatlıyorum, huzur buluyorum. Dinlenmiş, kendimi, kendime ifade etmiş oluyorum” ifadelerine yer verdi.

‘RESİM SAYESİNDE EĞİTİMİMİ TAMAMLADIM, İMKANLARIM ARTTI’
Sanatın başlı başına insana iyi gelen bir olgu olduğunu dile getiren Ayfer, “Resim yapmam sayesinde işe girdim, eğitimimi tamamladım, maddi açıdan imkanlarım arttı, toplumun bakış açısı değişti, hayat tarzım değişti. Bir çok iyi insanla tanıştım, hayatlarına dahil oldum. Resim yaptıkça hayata bakış açım değişti, bakış açım değiştikçe resim tarzım da değişti. Şu anda gençlere resim dersi vermekten çok mutlu oluyorum. Çünkü gençlerin sanata bakış açısı, hayata bakış açıları, okudukları okul ve hocalarına karşı bakış açıları ve davranışları olumlu yönde değişiyor. Dersler zorunlu olmadığı için severek geliyorlar. Davranışları olumlu yönde değişiyor. Birbirlerine karşı, ailelerine karşı ılımlı hale geliyor, kötü alışkanlıklardan uzaklaşıyorlar. Bu yönde ailelerinden de olumlu dönüşler alıyorum. Bu da beni çok mutlu ediyor” dedi ve sözlerini şöyle sonlandırdı:
“Herkes doğuştan mutlaka bir yeteneğe sahiptir. Fakat yetenek tek başına yeterli olmamakta. Bu yetenekleri üzerinde ısrarla çalışmaları gerekir. Maalesef çalışmadan herhangi bir şey elde etmek çokta mümkün değildir. Israrla çalışmaları gerekir. Bir hedefe ulaşmak için önce o yola çıkmak gerekir. Sevdikleri için keyifle yapmaları en azından onların hayatını da değiştirir. ‘Sanat sanat için midir, toplum için midir’ diye bir kavram vardır. Bence sanat hem sanat için, hem toplum için, fakat en önemlisi aynı zamanda insanın sanatçını kendi içindir.”

