T24 Haber Merkezi
Nihansu Aydemir
Merve Elveren ve Meriç Öner’in küratörlüğünü üstlendiği VarYok Programı’nın son bölümü “VarYok: Anıtsı”, 6 Mayıs 2026 – 16 Ağustos 2026 tarihleri arasında YUNT’ta ziyaret edilebiliyor. Serinin ikinci ayağı “Halı Altı”, Metehan Özcan ile Mona Mahall ve Aslı Serbest’in uzun soluklu araştırmaları üzerinden geçmiş ve geleceğe alternatif bakışlar öneriyordu.
Metehan Özcan’ın sergide yer alan fotografik imgeleri ve kolajları; kent içinde kırsal, endüstriyel ve evsel mekân unsurlarını harmanlayarak sınırların seyreldiği, tekinsizlik hissiyle yüklü sahneler kurguladı. Sanatçıyla sergideki çalışmalarına dair sohbet ettik.
– Kahramanlar serinizde İzmir Kahramanlar Köprüsünün metal ayaklarındaki birikintilerle karşılaşıyoruz. Bunlar izleyiciyi farklı yaşanmışlıkları, olayları ve isimsiz kahramanları hayal etmeye sevk eden kalıntılar. Yaşamdaki olasılıkları, farklı oluş biçimlerini tahayyül etmenin aidiyet biçimlerini, yerleşik kimlikleri ve büyük anlatıları sorgulatan bir yanı var. Bu seri sizin için nasıl bir yerde duruyor? Bu birikinti arşiviyle izleyicinin karşılaşmasından sizin beklentiniz nedir?
Bu fotoğrafları veri görselleştirmesi olarak düşünüyordum. Tamamen doğal yollardan, rüzgar ve köprünün üzerinde durduğu kanaldan akan su sayesinde toplanan tekstil ürünler, eşyalar, ağaç dalları, plastik poşetler, kıyafetler, yani kamusal alanda uçuşan her detay farklı ayaklarda birikiyordu. Birikimlerin zaman içerisinde artan yüksekliği aynı zamanda su seviyesinin ne kadar çıktığını gösteriyordu.
– Çevrimiçi iş ilanı seriniz de benzer bir biçimde paylaşılan işlerde çalışmanın nasıl olacağını, işin koşullarını ve çalışma ortamlarını ve dinamiklerini tahayyül etmeye alan açıyor. Bu açıdan Kahramanlar serinizle benzer bir biçimde işliyor. Bu serinin çıkış noktasından ve sürecinden biraz bahsedebilir misiniz?
Evet haklısınız, böyle düşünmemiştim. Hem köprü ayaklarına takılanlar hem de ilanlar akış halinde, sadece geçici bir süre görülebilir. Farklı dönemlerde günlük işlerde çalışırken, ilanları taramaya başlamıştım. Artık günlük gazetelerin seri ilan sayfaları oldukça kısaldı. İlanlar fiziksel olarak kağıda basılı hallerindense dijital ortamlarda var olmaya başladılar. Yoğun olarak İK siteleri, portallar, sosyal medya sayfaları, whatsapp gruplarındaki ilanlara bakıyordum. İlanlarda kullanılan görev tanımları, sıfatlar, benzetmeler, anahtar kelimeler, şehirdeki emek, iş kolları, mekanlar ve aktörler hakkında ipuçları barındırıyor.
Köprü ayaklarından farklı olarak burada tüm derlemeler metinden oluşuyor. Ama yine kanaldakine benzer bu metinleri plansız, bir anlık yazılmış, informal birikimler, kelime yığınları gibi görmek de mümkün. Hem resmi, hem de kişisel diyebileceğimiz ipuçları ilanlarda toplanıyor. Bazen AVM, kargo şirketlerinin depoları, çağrı merkezleri gibi kurumsal oluşumların ilanlarına denk gelirken, bazen de şahıs şirketleri, bürolar, ufak atölyeler, aile şirketleri gibi ufak oluşumlar olabiliyor. Ve bir de “Vasıfsız” aranan ilanlara çokca bakıyordum. Kimlere vasıfsız denir ve görev tanımları nelerdir anlamak için.
– Rehberde Meslekler eseriniz 1971 yılına ait mesleki uzmanlık alanlarını alfabetik olarak sıralıyor. Burada güncelliğini yitirmiş meslekleri ya da hala süregelen meslek dallarını görebiliyoruz. Zamanın akışına şahitlik ederken yaşamak için çalışmaya ihtiyaç olan sistemde mesleklerin yitimine de şahit oluyoruz. Yapay zekanın gelişimiyle mesleklerinin anlamını yitireceğini düşünen insanların yaşadığı bir çağda bu liste bize gelecek için ne düşündürür?
Telefon rehberlerini kentin metin haritaları gibi düşünüyorum. Şehirde kendi rotamızın dışındaki gerçekliklere denk gelme olasılıkları. İzmir’e 2012 yılında Ankara’dan taşınmıştık. Sahaflardan, önce, farklı yıllara ait İzmir Belediye Yıllıkları, sonra da telefon rehberlerinden almıştım. Bu geçmiş kaynakları bugünden okumak hem yerel yönetimin ağzından, hem de sivil, sosyal bir ağızla yazılmış derleme okumak gibiydi. Sergideki meslekler bölümü 1971 İzmir telefon rehberinden. Ve oradaki alfabetik index kamusal alanda olduğu gibi tesadüfi yanyanalıklar oluşturuyor. Günümüzde iletişim dijital ortamlarda olduğu için gelecekte buluntu kültürü nasıl olacak hayal edemiyorum. 2005’ler sonrası insanların yaşamlarına dair basılı fotoğraf ve basılı bilgi, belge bulma olasılığı çok azaldı.
– VarYok projesi üç farklı bölümün birbiriyle kesişimiyle süregelen, geçmiş ve gelecek tahayyüllerini özel/kamusal ikiliğinin bulanıklaşması üzerinden araştırmaya dayalı çalışmalarla beraber düşünmeye zemin açıyor. VarYok: Halı Altı bölümünde önceki ve sonraki sergilerden ipuçları ve kalıntılar mevcuttu. Pratiklerinizin birbiriyle nasıl kesiştiğini düşünüyorsunuz? Biraz sergiye katılım ve hazırlık sürecinizden bahsedebilir misiniz?
olarak deneyimliyordum. Birbirimizin düşünme biçimlerine merak duymak çok besleyici. Aynı şekilde serginin pasajlar halinde açılması ve çalışmaların diğer bölümlere sızması da bu ilişkiselliği her seferinde yeniden düşünmek için fırsat yaratıyor. Gürbey Hiz’in Servet-i Fünûn dergisinden oluşturduğu liste 1971 yılı telefon rehberi meslekler bölümü ile benzeşiyor. Bir nevi yapma halleri listesi gibi.
– Kahramanlar serinizde kentte görünmezleşmiş birikimlere odaklanıyorsunuz. Kentin resmi imgeleri yerine bu “artık alanları” seçmeniz, sizin için bir tür alternatif kent hafızası kurma pratiği mi?
2010’larda kent odaklı facebook gruplarında oldukça vakit geçiriyordum. Gruplarda herkes o kente dair anlatıları belirli uzmanlıklar üzerinden değil, kendi anıları, günlük deneyimleri üzerinden oluşturuyorlardı. Bu anlatıların sivil bir biçimde, yaşayanlar tarafından oluşturulması bir sivil tarih olarak düşünülebilir. Ve o dönem özellikle izmir gruplarında paylaşılan kartpostalların sadece tarihi yerler, anıtlar değil, aynı zamanda Palet Restoran, Konak üst geçidi gibi kamusal alandan günlük mekanların da olması bunları düşündürmüştü.
– Fotoğraf ve kolajlarınızda kırsal, endüstriyel ve evsel mekânların aynı sahnede eridiğini görüyoruz. Bu hibrit mekânlar, günümüz kentinin parçalanmış gerçekliğini mi temsil ediyor yoksa daha spekülatif bir atmosfer mi kuruyor?
Modernizmin bize hediyesi endüstriyel mekanlar davranış biçimlerimizi nasıl etkiliyor hep düşündüğüm bir konuydu. 2010’larda fabrika, yatakhane, yemekhane, ulaşım, okul gibi toplu olarak deneyimlenen ortamlarla, daha bireysel deneyimlenen yemek odası, yatak odası gibi mekanlarına dair fotografik temsilleri, illüstrasyonları, yan yana, üst üste getirmeye çalışıyordum.
– İşlerinizde sıkça hissedilen tekinsizlik duygusu, izleyiciyi tanıdık olanla yabancı olan arasında bırakıyor. Bu tekinsizlik sizin için estetik bir araç mı, yoksa çağdaş kent deneyiminin kaçınılmaz bir sonucu mu?
Tekinsizlik ideal olandan kaçış gibi.
– Rehberde Meslekler ve Çevrimiçi İş İlanları serilerinde performatif bir araştırma yöntemi devreye giriyor. Mahrem kabul edilen alanların bir yabancıya açılabilirliğini araştırırken sanat ile gündelik hayat arasındaki sınır nasıl dönüşüyor?
Kitlesel medya kanalları başından beri bu örtüşmenin mecraları oldular. Basılı günlük gazete sayfalarının sıralaması bizi hep duygudan duyguya fırlatır. Ünlü biri hakkındaki dedikodu haberinin yanında, arkasında, adını ilk defa duyduğumuz birinin kaza haberini görürüz. TV’de kanallar arası atlarken savaş sahnesinden, öpüşme anına, spor kanalında bir maç kavgasından filmde yer alan banka soygunun ortasına düşeriz. Alakasız içerik yağmurunu kanıksamış ve gerçek olduğu söylenenlerle, kurgu olanları aynı anda, ardışık olarak izleriz. Bugün bu durum daha parçalı hale geldi, sadece tek bir içeriğe dikkat kesilemiyoruz. Film izlerken bir yandan haberlere, sosyal medyaya bakıyoruz.
– “Halı Altı” başlığı, bastırılan ya da görünmez kılınan şeyleri ima ediyordu. Sizin işlerinizde halının altına süpürülmüş olan nedir?
Fotoğraf başından beri bir izlenim, anlatı aracı olmuş. Tanıklığı da yönlendirmiş. Benim çalışmalarımda halı altından taşan, toplumsal olanla bireysel olanın iç içeliği, ayrılamaz oluşu.
– VarYok programının zaman algısının kırıldığı, sınırların eridiği bir bağlam önerdiği düşünülürse, sizin çalışmalarınız bugünün kentini mi anlatıyor yoksa geleceğin olası arkeolojisini mi?
Bugünün kenti de çok farklı yıllardan, katmanlardan oluşan bir tortu. Ayrı dönemler hep iç içe olmuş, zenginliği de buradan kaynaklanıyor.
(Editör: Özlem Ateş)
