13 Mayıs 2014 tarihinde yaşanan ve 301 madencinin hayatını kaybettiği Soma faciasının üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen acılar ve ihmaller silsilesi tazeliğini koruyor. Kendisi de aynı madenden emekli olan İsmail Çolak 13 Mayıs 2014’te madenci oğlunu Soma Faciası’nda kaybetti.
Soma artık bir memleket adından çok daha fazlası.
Ermenek gibi, Amasra gibi, İliç gibi felaketle anılan bu kentte 13 Mayıs 2014 tarihinde bir felakete şahit olduk. Adına zaman içinde Soma faciası denildi. Soma’da tam 301 madenci çöken madende yaşamını yitirdi. Facia, Eynez kömür madeninde vardiya değişimi sırasında meydana gelen bir yangın ve altyapı yetersizlikleri zinciriyle başladı. Yeraltındaki kilometrelerce uzunluktaki galerileri hızla dolduran karbonmonoksit gazı, işçilerin nefes almasını imkansız hale getirdi. Madenin havalandırma sisteminin ters çevrilememesi, dar ve yetersiz kaçış yolları ile birleşince, yüzlerce madenci yerin metrelerce altında zehirlenerek hayattan koptu.
Katliama sebep olan firmanın bıraktığı eksikler ise facianın asıl boyutunu gözler önüne seriyordu.
Gaz maskelerinin bozuk veya kullanım ömrünü doldurmuş olması, karbonmonoksit sensörlerinin düzgün çalışmaması ve işçilerin aşırı üretim baskısı altında çalıştırılması gibi sayısız ihmal dosyaya yansıdı. Ancak yıllarca süren hukuki süreçte adalet bir türlü tecelli etmedi. Dava sonucunda şirket sorumluları kamuoyunu vicdanen tatmin etmeyen cezalar aldı ve infaz düzenlemeleriyle kısa sürede serbest kaldı. Doğru düzgün bir ceza almadan yollarına devam eden sorumlular, geride kalan ailelerin adalet arayışını karşılıksız bıraktı.

İKİ ÇOCUK BABASIZ KALDI…
Sol Haber’e konuşan, faciada henüz 26 yaşında olan oğlu Uğur Çolak’ı kaybeden ve aynı zamanda Soma 301 Madenciler Derneği Başkanı olan İsmail Çolak, yaşanan dramın boyutlarını ve devam eden sömürü düzenini doğrudan yaşadığı deneyimleri anlattı.
Facianın ardında sadece 301 ölü değil, yüzlerce parçalanmış hayat kaldığını belirten Çolak, kendi torunları beş yaşındaki Ulaş Ege ve iki buçuk yaşındaki İsmail Ayaz’ın yetim kaldığını anlatıyor. Soma’da toplam 400’den fazla çocuğun babasını kaybettiğini aktaran Çolak, “Bizim giden 301 madencinin bir tek tırnağını getirme şansımız yok. Bizim mücadelemiz halihazırda binlerce, on binlerce işçi, emekçi, madenci insanlarımızın bizim çocuklarımızın akıbetine uğramaması içindir.” diyor.

‘ÇARESİZ KALDI…’
Kendisi de katliamın yaşandığı Eynez maden ocağından emekli olan madenci İsmail Çolak, bu ocağın 2006 yılına kadar kamu eliyle çalıştırıldığını hatırlatıyor. Özelleştirme politikalarını ve tarımın çökertilmesini sert bir dille eleştiren Çolak, yöre halkının madene nasıl mecbur bırakıldığını şu sözlerle anlatıyor
“Kamu iş yerlerini bir peşkeş çekerek, özelleştirerek insanları şirketlere, sermayelere köleleştirdiler. Siyasi iktidarların yanlış tarım politikaları yüzünden tarımı bitirdikten sonra insanı, vatandaşları sermayeye köleleştirdiler. Geldiğimiz son nokta bu. Soma’da tarım da bitti, hayvancılık da. Oğlum da çaresiz kaldı, madende çalıştı zaten. Ama ne oldu? O devletin elindeki maden ocaklarını sattılar, bir bir bizleri de o ocaklara köle ettiler”
Soma’nın üzerinden geçen yıllara rağmen sermayenin kâr hırsından hiçbir şey kaybetmediğini belirten Çolak, yakın zamanda Polat maden ve Doruk maden işçilerinin ödenmeyen özlük hakları için yaptıkları eylemleri örnek gösteriyor ve ekliyor:
“Şu anda sermayenin değişen hiçbir yanı yok. Daha da karlarına kar katmak için aynı hızla devam ediyorlar. Türkiye’nin neresine gidersen git, emekçinin, işçinin alın terini, haklarını gasp etmeye sermaye devam etmektedir.”
‘DERS ALINMADI’
Cumhuriyet tarihinin en büyük işçi katliamından siyasi iktidarın ve şirketlerin hiçbir ders almadığını vurgulayan İsmail Çolak, tepkisini şu ifadelerle dile getiriyor:
“Ülkemiz ve siyasi iktidar hiçbir önlem almanın derdinde değil. Hiç ders almamışız. 2014’ün 13 Mayıs’ında Soma’da 301 kişi öldü, hemen ardından 28 Ekim’de Ermenek’te 18 kişi hayatını kaybetti. Hiç mi ders almadık? Arkasından Şirvan toprak kayması oldu, Amasra oldu, İliç oldu. Hiçbir önlem, hiçbir ders alma olmamış demek ki.”
“Bizi yöneten saraylara ve saltanatlara sesleniyorum” diyen Çolak, göstermelik incelemelere karşı çıkarak gerçek taleplerini şu can alıcı sözlerle noktalıyor:
“İşçinin, emekçinin hakkının verilmesi ve yeteri kadar denetimlerin bol yıldızlı otellerde bol çekler alarak değil iş yerlerinde birebir denetim yaparak gerçekleştirilmesini istiyoruz. İnsanların ailelerine iş yerinden cenazesi değil güler yüzle dönmesini bekliyoruz. Hiçbir işçinin canı, madenden çıkan kömürden daha değersiz değildir.”

‘NASIL BİR ÖRGÜTLÜLÜK?’
Konuya dair değerlendirmelerde bulunan İSİG Meclisi Genel Koordinatörü Murat Çakır ise meselenin sendikal boyutuna ve özelleştirme politikalarının yıkıcı etkilerine dikkat çekti. Çakır, örgütlü işçilerin olduğu yerlerde iş kazalarının daha az olduğunu, zira bu örgütlülüğün denetimlerin yapılmasını sağladığını belirtti. Ancak Soma örneğinin farklı bir tablo sunduğunu ifade eden Çakır, kamudaki işletmeler ile özel firmalar arasındaki uçuruma değinerek şu görüşleri paylaştı:
“Zira burada iktidara yakın sendikaların aslında yeterince denetimi sağlamadığı ortaya çıktı. Soma’da ölen 301 madenci de sendika üyesiydi. Türk Maden-İş’te örgütlüydüler. Soma bize örgütlülük ama nasıl bir örgütlülük sorusunu sordurdu. Geleneksel sendikal örgütlenmeler işçilerin can güvenliğini sağlıyor mu sorusu gündeme geldi.
Elbette sendikalı olmak sendikasız işçilere göre çalışma saatleri, iş yükü ve işçi sağlığı güvenliği anlamında daha kurallı çalışmayı getiren, eksikliklere itiraz etmeyi sağlayan bir şey. Bizim gördüğümüz kadarıyla en çok ölüm tarım, inşaat ve taşımacılık iş kolunda oluyor, çünkü en çok istihdamın ve en az örgütlülüğün olduğu iş kolları bunlar.”
‘ÖZELLEŞTİRİLEN İŞ YERLERİNDE İŞ KAZALARI DAHA FAZLA’
Devletin özelleştirdiği birçok işletmede daha fazla iş cinayetinin yaşandığını ifade eden Murat Çakır aynı zamanda Türkiye’de en fazla iş cinayetinin yaşandığı sektörler incelendiğinde yine örgütlülüğün en az olduğu yerlerin öne çıktığını ifade ediyor.
“Kamuda olan işletmelerde iş kazaları çok az. Son 13 yılda ölen 1200’den fazla maden işçisinin yüzde doksan beşi, belki de daha fazlası özel sektörde hayatını kaybetti. Özel sektör kâr amaçlı olduğu için çok net olarak işçilerin kuralsız çalışmasını ve işçi sağlığı güvenliği önlemlerinin alınmamasını getiriyor. Kamuda olunca öyle ya da böyle asgari düzeyde bir denetim oluyor, çünkü seçimler var ve insanların politik sorumlulukları oluyor. Ama özel sektöre bırakmak, başta maden olmak üzere bütün sektörlerde tamamen ölüme davetiye çıkarmak. Kamuda olsa sıfır ölüm ve sıfır kaza denilen şey gerçekleşebilir. Biz de bu yüzden bütün sektörlerin kamulaştırılmasını savunuyoruz.”
Soma katliamının üzerinden tam 12 yıl geçti. Patronlar yaşanan bu büyük acılardan ve yitirilen yüzlerce candan ders çıkarmak bir yana dursun, kârlarına kâr eklemek için aynı sömürü çarkını işletmeye devam ettiler. Bugün aradan geçen onca zamanın zarfında, madenlerdeki tablonun değişmediğini gösteren net bir sonuç kalıyor geriye.
Madenler devletleştirilmeden ve üretim kamu güvencesine alınmadan, bu düzen madenciye en temel hakkı olan yaşam hakkını tanımıyor.