ABD’deki St. Helens Yanardağı patlamasının ardından 1983 yılında başlatılan ve sadece birkaç gün süren bir deney, üzerinden 43 yıl geçmesine rağmen bölgedeki ekosistemi şekillendirmeye devam ediyor.
1980 yılında gerçekleşen şiddetli patlama, Washington eyaletindeki geniş arazileri “ponza ovası” adı verilen ve bitki yaşamına izin vermeyen çorak birer kül yığınına dönüştürmüştü. Doğal toparlanmanın durma noktasına geldiği bölgede bilim insanları, 1983 yılında biyolojik bir müdahale denemeye karar verdi.
HAYATİ BİR YAŞAM DESTEĞİ OLUŞTURULDU
Araştırmacılar, bölgenin belirli noktalarına halk arasında “gopher” olarak bilinen yer sincabı benzeri kemirgenleri bıraktı. Deneyin amacı, bu hayvanların kazı faaliyetleri sayesinde patlamanın altında kalan verimli eski toprağı ve mikroorganizmaları yüzeye çıkarmaktı.
Yapılan incelemeler, kemirgenlerin sadece toprağı havalandırmakla kalmadığını, aynı zamanda bitkilerin hayatta kalması için kritik öneme sahip olan bakterileri ve mikorizal mantarları yüzeye taşıdığını ortaya koydu. Bu mantar ağları, volkanik toprakta köklerin besin ve su emilimini sağlayarak bitkiler için hayati bir yaşam destek sistemi oluşturdu.
FARK YARATTI
Deneyin sonuçları kısa sürede dramatik bir fark yarattı. Deney başlangıcında sadece bir düzine bitkinin bulunduğu alanlarda, altı yıl içinde 40 binden fazla bitki yetişti. Kemirgenlerin bırakılmadığı komşu bölgeler, aradan geçen on yıllara rağmen büyük ölçüde çorak kalmaya devam etti. Mikrobiyal faaliyetler sayesinde bazı bölgelerde ağaçlar, dökülen çam iğnelerini hızla besine dönüştürerek kısa sürede yeniden boy gösterdi.
40 YIL SONRA DEVAM EDEN ETKİ
Frontiers dergisinde yayımlanan son araştırmalar, 1983’teki bu kısa süreli müdahalenin etkilerinin bugün hâlâ sürdüğünü kanıtladı. Mikrobiyolog Michael Allen ve araştırmacı Emma Aronson liderliğindeki ekip, kemirgenlerin müdahale ettiği bölgelerdeki mikrobiyal toplulukların bugün hâlâ aktif olduğunu ve bitki gelişimini desteklediğini gözlemledi.
Araştırmacılar, bu sonucun doğadaki mikroplar, mantarlar ve hayvanlar arasındaki görünmez bağların ekosistemi yeniden inşa etmedeki gücünü gösterdiğini vurguluyor. Deney, ekolojik restorasyon projelerinde küçük canlıların ne kadar büyük bir rol oynayabileceğine dair küresel çapta bir örnek teşkil ediyor.