31 Mart 2024 gecesi harita muhalefet rengi kırmızıya boyandığında, Türkiye sadece bir yerel seçim sonucunu değil, yirmi yıllık bir siyasal hegemonyanın sarsılışını kutluyordu. Muhalefet, kazandığı bu devasa psikolojik üstünlüğü “normalleşme” (ya da iktidar kanadındaki tabiriyle “yumuşama”) kavramıyla taçlandırmayı seçti.
Peki, Özgür Özel liderliğindeki CHP bu yolu seçmeseydi; yani Erdoğan ile el sıkışmak yerine meydanları, kapalı kapılar ardındaki görüşmeler yerine meclis kürsüsünü “sert çatışma” alanına çevirseydi bugün neyi konuşuyor olurduk, hiç düşündünüz mü?
MUHALEFETİN ÖZGÜVENİ “NORMALLEŞME” İLE Mİ TÖRPÜLENDİ?
Eğer muhalefet seçim başarısının hemen ardından “Normalleşme yok, hesaplaşma var” diyerek erken seçim bayrağını en tepeye assaydı, bugün AK Parti’ye geçen 76 belediye başkanının transfer süreci bu kadar pürüzsüz ilerleyemeyebilirdi. Sert bir siyasi hat, belediye başkanları üzerindeki “hizmet için iktidarla iyi geçinme” baskısını bir “ihanet” barajına dönüştürebilirdi.
Herkes şunu kabul etmeli. Normalleşme süreci, iktidara nefes alacak bir “zaman tüneli” sundu. Muhalefet ise bu sürede “devlet adamı” profili çizerken, sokaktaki açlık sınırında yaşayan seçmenin öfkesini temsil etme gücünü -anketlerdeki kararsız oyların artışından anladığımız kadarıyla kaybetti. Sert bir muhalefet hattı, bugün %30’lara dayanan kararsız kitleyi “taraf olmaya” zorlayabilir, siyaseti iki keskin kutba hapsederek gri alanı yok edebilirdi.
NORMALLEŞME BİTTİ Mİ, KABUK MU DEĞİŞTİRDİ?
Tüm bu süreçleri beraber izlerken geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkanı Özgür Özel’den yeniden bir çıkış geldi. Özel “Erdoğan’ın aday olup olamayacağı üzerinden hukuki bir labirente girmeyeceğiz. Biz kendimize güveniyoruz. Erdoğan aday olsun, karşıma çıksın; onu sandıkta yenip seçim kazanmak bizim hoşumuza gider. Halkın helal oylarıyla geleni, yine halkın helal oylarıyla göndermek bu ülkenin demokrasisine yakışan en güzel final olur.” İfadelerini kullandı.
Biri de çıkıp diyemedi ki Anayasaya uymamakla sürekli suçladıkları Erdoğan, o savundukları anayasaya göre zaten 3. kez aday olamıyor. Özgür Özel ve muhalefetin bazı temsilcileri ya bunu görmüyor ya da kontrollü muhalefet yapıyor. Ya da başlıkta belirttiğim gibi ‘normalleşme’ kabuk değiştiriyor. Tüm bunların yanında adına ‘Terörsüz Türkiye’ dedikleri, terörist başı Öcalan’a statü vermek-aramak üzere kurulmuş komisyonda da kalkmıyor. Elindeki tek rest diyeceği kartı oynamayan ana muhalefet sağdan sola, soldan sağa savrulup duruyor.
KARARSIZ OYLAR “KIZGINLIĞIN” MI YOKSA “UMUTSUZLUĞUN” MU ESERİ?
Bir de yalnızca aldıkları rakamları göz önüne aldıkları anket verileri var. Anketler gösteriyor ki; seçmen AK Parti’den kopuyor ama koşa koşa ana muhalefete gitmiyor. Bunun en büyük sebebi, normalleşme söyleminin seçmende yarattığı “statüko devam ediyor” algısıdır. Eğer muhalefet “yumuşama” yerine “rest çekme” yöntemini kullansaydı:
-Erken Seçim Talebi: Sadece bir temenni değil, toplumsal bir zorunluluğa dönüşebilirdi.
-Sokak ve Meydan: Emekli başta olmak üzere, Silivri mitingleri sadece dert anlatılan yerler değil, siyasi bir değişimin fişeği haline gelebilirdi.
-Seçmen Aidiyeti: Sandığa küsen veya kararsız kalan seçmen, karşısında net bir “alternatif güç” gördüğünde sandığa daha sıkı sarılabilirdi.
Ancak bu madalyonun diğer yüzünde, iktidarın “kaos ve beka” söylemine geri dönme riski de vardı. Normalleşme, muhalefeti “şeytanlaştırılmaktan” koruyan bir kalkan görevi gördü; fakat aynı zamanda o kalkan, iktidarı köşeye sıkıştıracak mızrağın da körelmesine neden oldu. Ve görünen o ki o mızrak artık çuvala sığmıyor.
76 TRANSFER VE ERİYEN SANDIK İRADESİ
Muhalefet normalleşme demeseydi, Burcu Köksal gibi isimlerin geçişleri “siyasi bir manevra” olarak değil, “tarihi bir kırılma” olarak kodlanırdı. Bugün yaşadığımız “belediye başkanı transferleri”, normalleşme ikliminin, aday olsun söyleminin, komisyondan kalkma restinin çekilmeyişinin yarattığı o muğlak alanda kendine yer buluyor. Seçmen, “Madem tepedekiler çay içip anlaşıyor, o halde başkanın parti değiştirmesi de hizmet içindir” rasyonalizasyonuna itiliyor.
Sonuç olarak; ana muhalefet 2024 zaferinin ardından normalleşmeyi seçerek “yönetmeye hazır makul güç” imajını kazandı ama “değişimi getirecek yıkıcı güç” enerjisini kaybetti. Eğer o gün sert bir hat çizilseydi, belki bugün çok daha gergin bir Türkiye’de, ama sandık iradesine daha sadık bir siyasi atmosferde yaşıyor olabilirdik. Milletin sandığa küsmemesi için gereken tek şey el sıkışma görselleri değil, verilen oyun renginin sandıktan çıktığı gibi kalacağına dair duyulan güvendir.
Şimdi bırakın siyaset yapmak, çıkar sağlamak için görev yapan çirkin adamların, çirkin ifade tutanaklarını da gelin bunu konuşalım!