Trump’tan Çin ve Rusya’ya karşı savaş baltası

The Telegraph’ın haberinde göre Donald Trump liderliğindeki ABD yönetimi, Pekin veya Moskova ile bağları bulunan şirketlerin Grönland sınırları içerisinde yatırım yapmasının önüne geçecek radikal bir veto mekanizması talep ediyor. Washington, Grönland’da yer alan kritik mineral yataklarına Çin’in erişmesini engellemeyi temel stratejik hamlelerinden biri olarak belirlemiş durumda. Bu doğrultuda ABD, Danimarka ve Grönland makamları ada üzerinde gizli diplomasi yürütüyor. Söz konusu temaslar, Trump’ın Grönland’a yönelik kontrol arzularını tatmin edecek bir formül üretmeyi hedeflerken, aynı zamanda kendisinin askeri müdahale tehditlerinden geri adım atmasını sağlayacak bir çıkış yolu bulmayı amaçlıyor.

Beyaz Saray, Grönland’daki madenleri, Çin ile yaşanabilecek muhtemel bir çatışma senaryosunda stratejik rezerv olarak konumlandırıyor. Bilindiği üzere Pekin, nadir toprak elementlerinin küresel tedarik zincirinde devasa bir hakimiyete sahip. Çin, dünya genelindeki nadir toprak üretiminin yaklaşık yüzde 70’ini sırtlarken, bu elementlerin küresel bazdaki işleme kapasitesinin ise yaklaşık yüzde 90’ını tek başına elinde tutuyor. Elektrikli otomobillerden radar sistemlerine, savaş uçaklarından füze teknolojilerine kadar pek çok kritik sanayi kolu bu elementlere ihtiyaç duyuyor. Washington ise Tayvan eksenli çıkabilecek bir ABD-Çin harbinde Pekin’in bu hammadde gücünü bir şantaj aracı olarak kullanmasından endişe ediyor.

Müzakere süreçlerine yakın bir kaynak, Trump ekibinin Çin tehdidini Grönland’da daha geniş bir nüfuz alanı elde etmek adına bir manivela olarak kullandığını belirtiyor. Bir diğer kaynak ise ABD’nin buradaki petrol, uranyum ve nadir toprak elementlerini ancak Çin’in küresel arzı tamamen sıkıştırması durumunda yoğun biçimde çıkarmayı planladığını aktarıyor. Öte yandan, İran savaşı esnasında yaşanan Hürmüz Boğazı krizinin de ABD cenahında stratejik tedarik güvenliği kaygılarını ciddi şekilde tetiklediği ifade ediliyor. Son on yıllık periyotta Çinli firmalar Grönland’da farklı madencilik hamleleri yapsa da bu girişimlerin büyük oranda somut bir başarıya ulaşamadığı biliniyor.

Washington’ın masaya koyduğu veto maddesi, Çin bağlantılı sermayenin adada altyapı ve kaynak sözleşmeleri imzalamasını bloke etmeyi amaçlıyor. Kaynaklar, ABD’nin bu taleplerinin Grönland hükümetinin egemenlik haklarına açık bir müdahale teşkil ettiği gerekçesiyle sert tartışmalara yol açtığını belirtiyor. ABD, benzer bir Çin karşıtı bendi daha önce İngiltere ile imzaladığı ticaret mutabakatına da ekletmiş ve Pekin menşeili satın almalara müdahale hakkı kazanmıştı. Son dört ayda taraflar, Grönland’daki ABD askeri varlığını büyütmek adına yaklaşık beş kez masaya oturdu.

Grönland’ın ABD ulusal güvenliği için yaşamsal olduğunu savunan Trump, adada en az üç yeni askeri üs konuşlandırmak istiyor. Bu hamle, ABD kuvvetlerine Grönland’daki belirli alanlarda serbest hareket ve üs kurma imkanı tanıyan 1951 tarihli ABD-Danimarka Savunma Anlaşması’nın genişletilmesine dayandırılıyor. Ancak Trump yönetiminin bu yeni askeri noktalar için İngiltere’nin Kıbrıs’ta sahip olduğu üslere benzeyen “Egemen Üs Bölgesi” statüsünü şart koşması, Danimarka ve Grönlandlı yetkililerce bağımsızlığa ağır bir darbe olarak yorumlanarak geri çevrildi.

Analizlerde, Trump’ın İran savaşına olan ilgisinin azalmasına paralel olarak Grönland dosyasına daha fazla mesai harcayacağı öngörülüyor. Trump’ın Çin ve Rusya’yı bu bölgeden uzak tutma kararlılığının, gerçekleştirdiği Pekin ziyareti sonrasında daha da keskinleştiği vurgulanıyor. Artık kritik mineraller üzerindeki rekabetin, küresel güç mücadelesinin tam merkezine yerleştiği görülüyor. Çin’in nadir toprak ihracatına getirdiği kısıtlamalar ABD endüstrisinde derin yaralar açmış durumda. Beyaz Saray, geçen yıl düzenlenen Busan zirvesinde Çin’in bu kısıtlamaları kaldırma taahhüdünde bulunduğunu ilan etmesine rağmen Pekin yönetimi ihracat kontrollerini sürdürüyor.

Şi Cinping ve Donald Trump arasında Pekin’de yapılan liderler zirvesinin ardından Beyaz Saray, Çin’in nadir toprak kaynaklı darboğazları hafifletmek adına adımlar atacağını duyurdu. Bu süreçte ABD, yarı iletken üretim zincirinde hayati rol oynayan indiyum elementini ilk kez açıkça stratejik listeye dahil etti. İndiyum fosfit bileşiği, elektrik yerine ışık kullanarak veri işleyebilen yeni nesil fotonik çiplerin imalatında kullanılıyor. Bu bileşikler aynı zamanda fiber optik hatlar ve 6G şebekelerinde kullanılan yüksek hızlı lazer sistemlerinin de kalbini oluşturuyor. İndiyum kalay oksit maddesi ise LED ekran imalatında değerlendiriliyor. Öte yandan, yitriyum elementindeki tedarik eksikliğinin uçak motorlarının ısı kalkanlarını olumsuz etkilediği, çip sektöründe kullanılan skandiyum kıtlığının da ABD sanayisini zora soktuğu bildiriliyor. Amerikan şirketleri ise bu darboğaz karşısında Washington’ın Pekin yönetimine doğrudan müdahale etmesini talep ediyor.

Author: Yusuf Arslan