Bilim insanları ve iklim modellemecileri, Sahra Çölü gibi kurak bölgelerin devasa güneş enerjisi santralleriyle kaplanmasının, küresel hava sistemlerinde kalıcı ve yıkıcı değişikliklere yol açabileceği uyarısında bulundu. Yapılan hesaplamalara göre çölün küçük bir bölümü bile küresel enerji ihtiyacını kat kat karşılayabilecek potansiyele sahipken; fiziksel sınırlar, su kıtlığı ve iletim maliyetleri projelerin önündeki en büyük engelleri oluşturuyor.
KÜRESEL YAĞIŞ DENGELERİ DEĞİŞİYOR
Lu ve meslektaşları tarafından 2021 yılında gerçekleştirilen bir iklim modelleme çalışması, Sahra Çölü’nün %20 veya daha fazlasının koyu renkli güneş panelleriyle kaplanması durumunda yaşanacak senaryoları simüle etti.
Araştırma sonuçlarına göre, açık renkli çöl kumlarının yerini alan koyu renkli paneller yüzeyin yansıtma kapasitesini (albedo) düşürerek bölgedeki ısı emilimini artırıyor. Yükselen bu termal çıktı, yerel atmosferi ısıtarak nem topluyor ve Sahra genelinde yağışları artırıyor ancak çölde yaşanan bu “yeşillenme” süreci, küresel iklim hatlarında zincirleme reaksiyonları tetikliyor:
– Amazon’da Kuraklık: Bölgesel ısınma nedeniyle, küresel yağışların %30’unu sağlayan tropikal yağış bandı kalıcı olarak kuzeye (Sahra’ya) kayıyor. Bu durum, Amazon yağmur ormanlarında Sahra’nın kazandığı miktarda su kaybına ve kitlesel orman ölümlerine yol açıyor.
– Kutup ve Kıyı Bölgelerinde Risk: Model verileri, Kuzey Kutbu’ndaki ısınmanın hızlanacağını, Kuzey Amerika ve Doğu Asya kıyılarında ise tropikal siklon (kasırga) sıklığının artacağını öngörüyor.
Güneş panellerinin emdiği ışığın yalnızca %15’ini elektriğe dönüştürebilmesi, kalan %85’lik kısmın ise çevreye doğrudan ısı olarak yayılması bu rüzgar ve yağış değişikliklerinin ana nedeni olarak gösteriliyor.
YOĞUN SU KULLANIMINA İHTİYAÇ DUYULUYOR
Çöl projelerinin karşı karşıya kaldığı bir diğer büyük zorluk ise işletme lojistiği. Panellerin verimliliğini düşüren çöl tozlarının temizlenmesi ve sistemlerin soğutulması için yoğun su kullanımına ihtiyaç duyuluyor. Ancak tesislerin su kaynaklarının en kısıtlı olduğu kurak bölgelerde bulunması, manuel temizlik ve bakım maliyetlerini artırarak projelerin ekonomik sürdürülebilirliğini zorlaştırıyor.
YÜKSEK ALTYAPI MALİYETLERİ ÖNE ÇIKIYOR
Bu ölçekteki en dikkat çekici girişimlerden biri olan Xlinks Fas-Birleşik Krallık Güç Projesi, Fas’ın güneyindeki 1.500 kilometrekarelik alanda 10,5 gigavatlık bir rüzgar ve güneş tesisi kurmayı planlıyor.
Üretilen enerjinin İngiltere’deki tüketicilere ulaştırılması için Devon bölgesine kadar uzanacak 3.800 kilometre uzunluğunda 4 adet denizaltı kablosunun döşenmesi gerekiyor. Henüz Birleşik Krallık’ın resmi düzenleyici kurumlarından nihai onay bekleyen ve ilk enerji sevkiyatını en erken 2030 yılı olarak hedefleyen proje, yüksek altyapı maliyetleriyle öne çıkıyor.
DAĞINIK VE YEREL ŞEBEKELER
Büyük ölçekli yatırımların getirdiği iklimsel ve lojistik riskler nedeniyle, küresel enerji otoriteleri tek bir devasa merkez yerine daha küçük, dağıtık ağlara yöneliyor.
Afrika Kalkınma Bankası tarafından yürütülen “Desert to Power” (Çölden Güce) girişimi, 2030 yılına kadar Sahel bölgesinde 10 gigavatlık bir kapasiteye ulaşmayı hedefliyor. Proje, enerjiyi kıtalararası kablolarla uzak ülkelere taşımak yerine, küçük ölçekli panel dizilerini doğrudan yerel şebekelere bağlıyor.
Uzmanlar, bu yerel modellerin hem ekonomik faydayı bölgede tuttuğunu hem de Amazon kuraklığı riskini doğuran “%20’lik Sahra kaplama eşiğinin” (yaklaşık 1,8 milyon kilometrekare) çok altında kaldığı için albedo sorununu tamamen devre dışı bıraktığını belirtti.
