Üniversite hastaneleri krizde! Ne hoca kaldı ne de bütçe

Universite hastaneleri krizde ne hoca kaldi ne de butce XzjtO1yO.jpg

İktidarın yönetim hataları ve bütçe politikaları, milyonlarca yurttaşın şifa aradığı üniversite hastanelerini hizmet veremez noktaya getirdi. 2017 yılında çıkarılan taşeron yasasındaki idari ihmal nedeniyle kendi bütçelerinden devasa ödemeler yapmak zorunda bırakılan üniversitelerde tıp eğitimi durma noktasına gelirken, hekimler de yetersiz ücretler nedeniyle tıp fakültelerini terk ediyor.

Nefes yazarı Nuray Babacan, kaleme aldığı “Üniversite hastaneleri krizde” başlıklı yazısında, iktidarın yönetim hatalarından kaynaklanan ve doğrudan vatandaşı mağdur eden sağlık sistemindeki büyük tıkanıklığı gözler önüne serdi. Babacan’ın aktardığı verilere göre, tıp fakültelerindeki bütçe yetersizliği, hekimlerin ve sağlık personelinin ücretlerinin düşmesine yol açarak sistemde zincirleme bir krizi tetikledi. Devlet hastaneleri ve özel sektörü tercih eden uzmanlar nedeniyle mecburi hizmet yükümlülerinin dahi tıp fakültelerini tercih etmediği, bu durumun üniversite hastanelerinde ciddi bir “hoca sorununa” dönüştüğü belirtildi.

2017’DEKİ TAŞERON DÜZENLEMESİ MALİ GİRDABA SÜRÜKLEDİ

Üniversite hastanelerini mali açıdan can çekişme noktasına getiren sürecin arka planında aralık 2017’de yürürlüğe giren ve “4-D” olarak bilinen taşeron işçilerin kadroya alınmasına ilişkin yasa yer alıyor. İktidar, kadroya geçen personelin maaş ödemelerini merkezi bütçeden karşılamak yerine, kadroların bulunduğu üniversitelerin öz gelirlerinden ödenmesini zorunlu kıldı.

Bu zorunlu ödemeler, tıp fakültelerinin büyüklüğüne göre toplam gelirlerinin yüzde 30’u ile yüzde 45’i arasındaki bir oranı yutmaya başladı. Ortaya çıkan bu devasa maliyet; personelin maaşlarının azalmasına, kadroların tıp fakültelerinden kaçmasına, hastane binalarının yenilenememesine ve eskiyen tıbbi cihaz teknolojilerinin değiştirilememesine yol açtı.

AYNI SEMTTEKİ İKİ HEKİM ARASINDA 130 BİN LİRA MAAŞ FARKI

Sağlık-Sen’in her platformda dile getirdiği ve Sağlık Bakanlığı yönetiminin de farkında olduğunu beyan ettiği ancak adım atmadığı sorunlar, YÖK yasa değişikliği çalışmaları sırasında rektör ve dekanların AKP’li siyasilerle görüşmesiyle yeniden gündeme geldi. Siyasiler, Sağlık Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkililerinin masaya oturarak taslak hazırlığına başladığı süreçte tıp fakültelerindeki çarpıcı uçurumlar somut verilerle paylaşıldı.

Yazısında bu adaletsizliğe dikkat çeken Nuray Babacan, şu örneği paylaştı:

“Aynı sağlık personelinin aldığı maaşın, hastaneden hastaneye 130 bin lira fark ettiğine ilişkin örnekler var. Aynı semtteki üniversite hastanesi ile şehir hastanesinde görevli iki doktor arasındaki maaş farkından söz ediyoruz.”

Bu derin ücret uçurumu nedeniyle deneyimli tıp hocaları özel hastanelere ve görece daha yüksek gelir sunan devlet hastanelerine geçiş yapıyor.

“BAŞARILI HEKİM” ÖLÇÜTÜNDEKİ YANLIŞLIK VE SİSTEMİK KRİZ

Taslak çalışmalarının yapıldığı toplantılarda, hastane bütçelerindeki yetersizliklerin yanı sıra hekimlerin performans değerlendirmelerinde uygulanan yanlış hasta sayısı kriterleri de masaya yatırıldı. Uzman bir hekimin sadece “ne kadar çok hasta muayene ettiği” yönündeki niceliksel ölçütün, yüksek ihtisas gerektiren zorlu branşlar için tamamen hatalı sonuçlar verdiği aktarıldı.

Toplantılarda bu çarpıklığa yönelik verilen somut örnek ise şu oldu:

“Örneğin, normal bir göz muayenesi ile behçet rahatsızlığı bulunan bir hastanın göz muayenesinin aynı süre olamayacağı, saatler süren işlem gerektirdiği, bununla uğraşan bir doktorun yeterli hasta muayene etmediği gibi bir kriterle karşı karşıya kaldığı aktarıldı.”

MECLİS’E EKİMDE GELECEK YASADA BÜROKRASİ TARTIŞMASI

Bütçe açıkları, eğitim kadrolarının boşalması, eskiyen teknoloji ve hatalı performans kriterleriyle biriken sorunlar yumağını çözmek amacıyla hazırlanan yasa tasarısının ekim ayında TBMM’ye sevk edilmesi planlanıyor. Hazırlanan taslakta, üniversitelerin harcamalarının denetlenmesi amacıyla üniversite yönetimi, YÖK, Sağlık Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı temsilcilerinden oluşacak bir “üst kurul” kurulması öngörülüyor.

Ancak kurulacak bu üst yapının, tıp fakültelerindeki işleyişi ve ödemeleri hızlandırıp hızlandırmayacağı, yoksa sistemi daha da tıkayacak yeni bir hantal bürokrasi mi yaratacağı tıp camiasında tartışma konusu olmaya devam ediyor.

yok

Author: Yusuf Arslan