Vergi beyannamelerinizi kontrol edin!

Türk vergi sisteminde beyan esası geçerli olup, mükellefler vergilendirmeye esas matrahlarını kendileri beyan etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmesinde serbest muhasebeci mali müşavirlerden hizmet alınması, hukuki sorumluluğun devri sonucunu doğurmamaktadır

. Vergi Usul Kanunu sistematiğinde mükellef, beyanın doğruluğu ve süresinde yapılmasından birinci derecede sorumludur. Vergi Usul Kanunu’nun 341. maddesinde vergi ziyaı, mükellefin veya sorumlunun vergilendirmeye ilişkin ödevlerini zamanında veya eksiksiz yerine getirmemesi nedeniyle verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi veya eksik tahakkuk ettirilmesi olarak tanımlanmıştır

. Bu kapsamda beyannamenin süresinde verilmemesi veya hiç verilmemesi, doğrudan vergi ziyaı sonucunu doğurur. Aynı Kanun’un 344. maddesi uyarınca vergi ziyaına sebebiyet verilmesi halinde bir kat vergi ziyaı cezası kesilir. Bu noktada önemle belirtilmelidir ki, vergi ziyaının oluşumu bakımından kast aranmaz

. İhmal suretiyle dahi verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi yeterlidir. Dolayısıyla beyannamenin muhasebeci tarafından verilmemiş olması veya geciktirilmesi, mükellefin “kusursuz olduğu” iddiasını vergi idaresi nezdinde kural olarak geçerli kılmaz. Vergi idaresi açısından muhatap mükellef olup, vergi aslı, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizi mükellef adına tarh ve tahakkuk ettirilir

. Vergi Usul Kanunu’nun 112. maddesi gereğince, süresinde ödenmeyen vergiler için gecikme faizi uygulanır. Böylece geciken veya hiç verilmeyen beyanname nedeniyle mükellef; verginin aslı, vergi ziyaı cezası ve gecikme faizinden oluşan üçlü bir mali yük ile karşı karşıya kalmaktadır

. Bununla birlikte, Kanun bazı hallerde mükellefe sınırlı imkanlar tanımaktadır. Vergi Usul Kanunu’nun 371. maddesinde düzenlenen pişmanlık ve ıslah hükümleri kapsamında, mükellefin durumu idare tespit etmeden önce kendiliğinden bildirmesi halinde vergi ziyaı cezası kesilmemekte, yalnızca gecikme faizi ile birlikte vergi tahsil edilmektedir

. Ancak bu hükmün uygulanabilmesi için olayın vergi idaresi tarafından henüz tespit edilmemiş olması şarttır. Öte yandan, vergi ziyaı cezası kesildikten sonra Vergi Usul Kanunu’nun 376. maddesi kapsamında cezada indirim talep edilmesi mümkündür. Bu durumda mükellefin, vergi ve cezayı dava konusu etmeksizin kabul etmesi halinde cezanın belirli oranlarda indirilmesi söz konusu olur

. Muhasebecinin kusurundan kaynaklanan bu tür durumlarda mükellefin vergi idaresine karşı sorumluluğu devam etmekle birlikte, özel hukuk ilişkisi çerçevesinde mali müşavire karşı başvuru hakkı bulunmaktadır. 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu ile Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca mali müşavir, üstlendiği işlerde gerekli özeni göstermekle yükümlüdür

. Bu yükümlülüğün ihlali halinde mükellefin uğradığı zararların tazmini için mali müşavire karşı dava açılması mümkündür. Ancak önemle vurgulanmalıdır ki, bu tazminat sorumluluğu vergi idaresine karşı olan borcu ortadan kaldırmaz

. Vergi hukuku bakımından sorumluluk mükellef üzerinde kalmaya devam eder. Sistem, vergi alacağının tahsilini güvence altına almak amacıyla idare ile mükellef arasındaki ilişkiyi esas almakta, üçüncü kişilerin kusurunu bu ilişkinin dışında değerlendirmektedir

. Sonuç olarak, muhasebeci tarafından beyannamenin süresinde verilmemesi veya hatalı verilmesi, mükellef açısından vergi ziyaı sonucunu doğurmakta; vergi aslı, ceza ve faiz yükümlülüğü mükellef üzerinde kalmaktadır. Bu nedenle mükelleflerin beyan süreçlerini tamamen üçüncü kişilere bırakmak yerine, süreci düzenli olarak kontrol etmeleri ve vergi idaresi nezdindeki durumlarını takip etmeleri hukuki risklerin azaltılması bakımından zorunluluk arz etmektedir.