Yazık! Trump şiddete maruz kalmış!!

Amacı, hedefi belirsiz buram buram amatörlük kokan bir saldırı, saldırganın bile burnu kanamadan sona erdi..

Özel yetiştirilmiş korumaların Trump’ın davetine dalması.. Önce yardımcısı Vance, ardından Trump’ın salondan çıkartılması.. Salondaki Beyaz Saray muhabirlerinin eğitimli çığlıkları.. Neredeyse “Trump SHOW” diyebileceğimiz anlara tanık olduk.

Erdoğan’ın mesajındaki ifadeyle söyleyecek olursam, Melania Hanım’ın o sırada ne yaptığını, salondan nasıl çıkartıldığını anlayamadım.

Yine Erdoğan’ın mesajına dönersek final “sevindirici” oldu:

“Demokrasilerde mücadele fikirle yapılır, şiddetin hiçbir türlüsüne yer yoktur. Başkan Trump’a, eşine, ABD yönetimine ve Amerikan halkına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.”

Daha ilk saatte saldırganın yalnız hareket ettiği de açıklandığına göre üzerinde konuşacak pek bir şey yok demektir.

Sadece Erdoğan değil dünyanın dört köşesinden liderlerin “kınama mesajları” dışında.

Japonya’nın demir lady’sinden, İran’a saldırılacağı gün İsrail’i ziyaret edip Netanyahu’yu kucaklayan Hindistan Başbakanı Mondi’ye, kınamayan kalmadı.

Netanyahu ise duygularını “şok oldum” diye açıkladı.

Şiddet lanetlendi. Demokrasi vurgusu yapıldı.

CHP grup başkanvekili Murat Emir ise şöyle bir şerh düştü:

“ Trump’a yapılan saldırıyı yüksek perdeden kınayan Erdoğan, Hamaney suikastında “kınama” kelimesini bile kullanamıyor. Sebep, Hamaney’i hedef alanların ABD ve İsrail olması. Fail ABD olunca Trump’ı ve ABD yönetimini kızdırmama kaygısı, “şiddet karşıtlığı” ilkesinin önüne geçmiş.”

Trump’a yönelik saldırı girişimini kınıyorum; siyasette şiddetin hiçbir bahanesi olamaz. Ancak Erdoğan’ın mesajları arasındaki uçurum, dış politikadaki pragmatizmi ve ikiyüzlülüğü özetliyor.”

Doğrusu benim de o mesajlara bir muhalefet şerhi koyasım vardı.

Ama aklımdaki isim Hamaney değildi.

İran’ın Minab kentinde “40 DAKİKA ARAYLA İKİ KEZ VURULAN” ilkokuldaki 150’den fazla kız öğrenciydi.

İran-ABD- İsrail savaşında unutulan, ama hala öldürülen Gazze çocuklarıydı.

Kaldı ki..

İlle öldürmek de gerekmez.. Venezuela devlet başkanının konutunun basılıp eşiyle birlikte ABD’ye götürülmesi.. Zincire vurulup hapse atılması mesela.. Şiddet değil mi?

Küba’yı karartan abluka şiddet değil mi?

Ya buralarda.. AKP’nin çıkardığı yasalara göre çoktan tahliye olması gerekenler.. Suçlu olduklarını bir türlü kanıtlayamadığınız İmamoğlu ve arkadaşlarının hücrelere gömülmesi?

Bunlar şiddet değilse, ne?

Asıl…

Bir ulusun en değerli varlığını, Cumhuriyeti öldürmek ya da öldürmeye teşebbüs etmek nasıl ve hangi sözcüklerle açıklanabilir?

Ya da daha kestirmeden sorayım:

Maaş alamadığı için başkente gelip sesini duyuramadığı gibi onca eziyete maruz kalan madencilerin çocukları için yaşananlara tanıklık etmek.. Babanın evine ekmek getiremediği için açlık grevine başladığını görmek şiddet değilse.. Travma sebebi değilse ne?

Türkiye, başta laiklik olmak üzere Anayasal kurum ve kavramların yok edildiği.. Ekonominin “entübe” edilecek duruma geldiği bir kırılma noktasında. Böyle durumlarda bazen bir olay, bir görüntü çok şey anlatır.

Saray anlatılanı duyacak halde mi, yoksa uzun zamandır olduğu gibi Erdoğan tam bir sansür altında mı, bilmiyorum.

Ama DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun her şeyi görüp duyduğunu tahmin ediyorum.

Bir zamanlar sevgi ve saygı duyduğum Arzu, yakışanı yapıp ya derhal istifa etmeli.. Ya da içten bir özür açıklaması ile madencilerin yanına koşmalı.

Kemal Türkler o koltuğun bedelini hayatıyla ödedi. Hatırlatırım!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir