20 Maddede Prof.İsmail Ateş’i Okuma Kılavuzu

Uzun zamandır çeşitli mecralarda bir sanatçı rehberi hazırlıyorum. Bir ressamı, bir heykeltraşı okuma biçimini aydınlatmak istiyorum. Bugünkü konuğum İstanbul Ateş.

Bu bir… sanatçı rehberi. Onunla soyut geometrik resmi tanımlayacağız. İsmail Ateş, sıradışı bir geometrik form ressamı. Onun renk simgeciliği özgün. Ressamın doğu-batı diyalektiği özel bir yerde. Ve İsmail Ateş evren tasarımları konuşulmayı hak ediyor. Şimdi “İsmail Ateş Okuma Kılavuzuna” bakalım.

Kısaca İsmail Ateş

Özgün bir ressam, seçkin bir akademisyen olan Prof.İsmail Ateş, soyut-geometrik resmin orta kuşak ressamlarındandır. Ateş, 80’li yıllarda geliştirdiği biçim dilini simetri-asimetri, yatay-düşey, düzlem-derinlik gibi karşıtlıklar temelinde işliyor. Resmin enstrümanlarının birbirine katkısını araştıran ressamın, yalın, kesin formlardan oluşan kompozisyonları 60’lı, 70’li yıllarda etkili olan ressam sonrası soyutlama kinetik sanat minimalizm gibi akımların biçimsel estetik anlayışına yakındır.

İsmail Ateş’in Resmine Giriş: Tuvalin Önünde Durmak

Bir İsmail Ateş tablosunun önünde ilk kez duran izleyici, çoğunlukla ne yapacağını bilemez. Bakacak bir yüz yoktur, anlatacak bir hikâye yoktur, tutunacak bir nesne yoktur. Yalnızca renk vardır — kırmızı, sarı, mavi — ve bu renkleri birbirinden ayıran ya da birbirine bağlayan geometrik formlar. Üçgenler, kareler, ince şeritler. Tuval sessizdir; ama bu sessizlik boş değildir.

İşte tam bu noktada, çoğu izleyicinin geri adım attığı yerde, asıl yolculuk başlar.

Ateş’in resmi anlaşılmayı değil yaşanmayı bekler. Onun tuvalleri birer bulmaca değil, birer mekândır; içine girilecek, içinde soluk alınacak, içinde kalınacak mekânlar. Büyük renkli yüzeyler sizi önce sarar, sonra içine çeker; farkında olmadan rengin yarattığı o derin atmosferde kendinizi bulursunuz. Bu duyumun adını koymak güçtür — ne hüzün ne sevinç, daha çok bir genişleme hissidir bu; sanki zihin alışılmış sınırlarının biraz dışına taşmıştır.

Peki tuval bize ne söyler? Bir şey söylüyor mu gerçekten?

Ateş bu soruyu yıllarca çalışarak yanıtlamıştır; ama yanıt sözcüklerde değil, formların ve renklerin ilişkisinde gizlidir. Onun sanatı entelektüel bir disiplinin ürünüdür: matematiksel bir sezgiyle seçilen renkler, titizlikle hesaplanmış oranlar, kasıtlı yerleştirilen asimetri. Rastlantıya bırakılmış tek bir fırça vuruşu yoktur bu tuvallerde. Ama bu hesaplılık soğukluğa dönüşmez; tersine, her tabloda kristalize olmuş bir enerji titreşir — kontrol edilmiş ama canlı, ölçülmüş ama özgür.

Bunun arkasında çok katmanlı bir miras yatar. Ateş, Mondrian’ın ve Malevich’in geometrik mirasını içselleştirmiş bir sanatçıdır; Rothko’nun ve Motherwell’in renk alanlarından beslenmiştir. Ama tüm bu Batılı referansların altında, daha eski ve daha kök salmış başka bir şey vardır: Anadolu’nun mimari sessizliği, İslam sanatının arındırılmış biçim anlayışı, kubbe ve minarenin gökyüzüyle kurduğu o kadim geometrik diyalog. Sanatçı bu etkilerin hiçbirini bilinçli olarak aramaz; onlar kendiliğinden gelir, bilinçaltından tuvale sızar. Sonuçta ortaya çıkan ne salt Batılı ne salt Doğulu olan, ama ikisini de derinden taşıyan özgün bir görsel dil olur.

Bu görsel dilin en güçlü sözcüğü kırmızıdır. Ateş’in son dönem ‘Evren Tasarımları’ serilerinde kırmızı bir bildiri gibi yayılır tuvale: güneşin ağırlığı, volkanın ısısı, varoluşun ham enerjisi. Bu kırmızı bir dekorasyon değildir; bir iddia, bir manifesto, evrenin ilahi düzeniyle girişilmiş sessiz bir yarışmadır.

Ateş’i okumak bu katmanları sezmeye alışmayı gerektirir. İlk bakışta renk ve biçim; biraz daha durulduğunda mimari çağrışımlar ve kültürel imgelem; daha da derine inildiğinde kozmolojik bir dünya görüşü ve tinsel bir arayış. Her katman bir öncekini iptal etmez, ona eklenir. Tuval büyümez ama anlam genişler.

Bu kılavuz, o genişlemeye kapı aralamak için yazıldı.

1. Soyut İfade Bir “Beyin Dili”dir

Ateş’in sanatı entelektüel bir resim tarzının ürünüdür. Soyut ifadeler duygudan çok beyinle ulaşılan bir estetik dili temsil eder; tuvale baktığınızda sizi çarpan şey rastgele bir duygu değil, titizlikle hesaplanmış bir düşünce yapısıdır. Resimlerini izlemek zihinsel bir egzersiz olduğu kadar duyusal bir deneyimdir de.

2. İlk Eser ve Kökenler: ‘Korku’ (1981)

Sanatçının ilk soyut çalışması 1981 tarihli Korku adlı resimdir. Üstten alta mavi, siyah ve kırmızıdan oluşan yatay üçlü bölünme hem doğal motifleri çağrıştırır hem de gelecekteki tüm renk armonisinin habercisidir. Geometrik dönem tam da bu kırılma noktasından sonra başlar.

03. Üç Ana Renk, Üç Boyut

Kırmızı, sarı ve mavi; Ateş’in evrenini kuran üç sütundur. Her biri simgesel bir yük taşır:

Kırmızı Hayal gücü, ateş uygarlığı, kozmik enerji. Son dönem ‘Evren Tasarımları’ serilerinin baskın rengi.

Sarı Tüm zamanları kat eden bilgi ışığı. Tuval gökyüzünde sıklıkla görülür.

Mavi Uzaklık ve derinlik. Sert fakat yumuşak; sınırları çekilmiş ama geçirgen.

4. Üçgen ve Kare: Arketipal Kapılar

Ateş’in başvurduğu iki başat form olan üçgen ve kare yalnızca geometrik değil, arketipal birer simgedir. Üçgen: ahenk ve ateş elementi (ucu yukarı bakan biçim). Kare: sağlamlık, dünya ve madde. Jung’un kolektif bilinçdışından gelen bu formlar kompozisyonun ‘iskelet’ini kurar.

‘Üçgen ahenktir, kare sebat. Bunlar aynı zamanda ortak merkezli sayılardır. Bir varlığı sayı ile özdeşleştirmek bütün sayıları Bir’e taşıyan gizli bağ aracılığıyla o varlığın kaynağına bağlanmak anlamına gelir.’

5. Matematik ve Sanatın Kesişimi

Ateş matematiksel bir sezgiyle çalışır: renk seçimi adeta ‘milimlik bir tartıyla’ yapılır. Fraktal geometri, Phi (altın oran) ve Sierpinski üçgeni gibi kavramlar onun sanatının görünmez altyapısını oluşturur. Biçim sezgisel değil, hesaplıdır; ama bu hesap donuklaştırmaz, aksine kristalleştirir.

6. Doğu Mimarisinin Sessiz İzleri

Sanatçı kendisi de farkında olmadan Anadolu mimari geleneğini tuvaline taşır. Cami, minare, kubbe, dikdörtgen avlu ve pencere-ışık ilişkisi; yalın, arınmış biçimler olarak kompozisyona siner. Bu etki bilinçaltının dışavurumudur, bilinçli bir alıntı değildir. Jale Erzen’in deyimiyle: ‘Türk mimarisinin kimliği yüzyıllar boyu arı düzenlerle ilgilidir.’

7. Doğu-Batı Diyalektiği

Ateş, Mondrian ve Malevich’in geometrik mirasını taşırken özünde Doğu mistisizminin esprisini korur. Batılı referanslar biçimsel; Doğulu imgelem ise varoluşsal ve içkindir. İki kıyı arasında kurulan bu köprü onu ‘Doğu-Batı Divanı’nın gerçek mimarlarından biri yapar.

08. Renk, Boyasal” Değil Simgesel Bir Yük Taşır

Ateş rengi titreşimsel sürprizlere bırakmaz; boyalarını pürüzsüz sürer. Burada önemli olan rengin maddesel dokusu değil, simgesel ağırlığıdır. Saf renk yüzeyleri yaratarak ve tonlama tekniğiyle farklı bir etki kurar; izleyicide maddeyi değil, maddenin ardındaki anlam katmanını hissettirir.

9. Simetri-Asimetri Gerilimi

Erken dönemde asimetrik, 1990’ların ilk yarısında simetrik çalışmalar yapan Ateş, ‘9. Senfoni İçin’ kolaj dizisinin ardından yeniden asimetrik düzene döner. Bu tercih bilinçli bir estetik karardır: simetrinin verdiği durağan dengenin yerine daha gerilimli, gelgitli bir denge kurmak ister.

10. “Evren Tasarımları”: Kırmızının Egemenliği

Son dönem serilerinde kırmızı başroldedir. Bu tercih bir ateş uygarlığının kökenine göndermedir; güneş kütlesi, volkan, kozmik enerji. ‘Evren Tasarımları’ adlı kırmızı tuvaller, sanatçının evrenin ilahi tasarımıyla yarışma iddiasını taşır. Bu seriler hem sanatsal olgunlaşmanın hem de kozmolojik bir dünya görüşünün damıtılmış ifadesidir.

11. Atmosfer Resmi: İzleyiciyi İçine Çeken Mekân

Ateş’in resminin belki de en özgün boyutu atmosfer duygusu yaratmasıdır. Büyük renkli yüzeyler izleyiciyi kıskacına alır; kompozisyon dışarıya değil içeriye doğru büyür. Bu resimler içine girilen, saran, sarıp sarmalayan mekânlardır; tablo izlenmez, yaşanır.

12. Günlük Yaşam İzlenimlerinden Beslenen Sanat

Ateş’in soyut dilinin iki temel damarından biri Rothko, Motherwell ve Van Gogh; öbürü ise sıradan hayat kırıntıları: dolmuşun arkasındaki ‘dikey ve kırmızı şerit’, gecenin karanlığını delen ‘floresan’, askerlik yıllarında Tuzla’da denize düşen ‘güneşin aksi’. Büyük soyut dil, günlük mucizelerden filizlenir.

13. Geometrik Matriks ve Kristal Bilinç

Tuval bir ‘geometrik matriks’tir: yıldızsal ve solar ışık fotonlarından (renklerden) doğan ışıklı alanlar, içeri doğru çökmüş portallar yaratır. Bu matriks arıtılmış bir bilincin dışavurumudur; saf, matematiksel bir düzen olarak evrenin kusursuzluğuna ayna tutar.

‘Sanki kristalin geometrisinin matriksleri İsmail Ateş ifadesinde vorteks noktalarına bizi taşımakta, ressam uzay-zamanın yeni haritasını çıkarmaktadır.’

14. Özgün Kimliği Erken Kuran Sanatçı

Ateş kendi resimsel kimliğini sanat hayatının çok erken döneminde bulmuştur. Bu kimliğe bağlılık ‘saplantı’ düzeyindedir; bu da onu tanınabilir kılar. İmzasız bırakılsa bile herkes bir Ateş tablosunu tanır. Ama bu tutarlılık aynı zamanda bir ‘sinsi tuzak’tır da: bireysel dil, sanatçıyı sınırlayabilir.

15. Zamandışılık: Güncel Olmayan Ama Evrensel

Ateş’in sanatı dönemin moda akımlarına değil, şeylerin değişmeyen özüne yönelir. Brancusi nasıl Kübizm ve Dadaizm gürültüsüne kulak tıkadıysa, Ateş de zamanın anlık kışkırtmalarının dışında kalır. Zamandışılık; güncelliğin değil, kalıcılığın peşindeki bir estetik tutumdur.

16. Resim Antropolojik Bir Belge Gibi Okunabilir

Ateş’in yapıtları yalnızca estetik değil, antropolojik bir karakter taşır. Osmanlı-Türk kültürel evreleri, İslami mimari gelenek, Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan coğrafi imgelem; bunların hepsi bilinçaltından tuvale sızar. Resme bakmak bu tarihsel katmanları da okumaktır.

17. Işık ve Optik: Fizikten Sanata

Ateş ışığın davranışını inceleyerek optik bir tarz benimser. Chiaroscuro (ışık-gölge), yüzey ile derinlik üslupları bir arada kullanılır. Renk geçişleri Leonardo’nun sfumato tekniğini soyut dilde bağdaştırır; koyudan açığa ya da açıktan koyuya akan geçişler tuval yüzeyinde sanal bir derinlik ve boşluk duygusu yaratır.

18. Soyuttan Somuta: Olgunlaşma Yolculuğu

Ateş’in resimsel serüveni soyuttan somuta doğru evrilir. İlk dönem salt plastik deneyim iken zamanla belirli bir coğrafyanın, tarihin ve insanın analizine dönüşür. Bu diyalektik süreç; Doğu’nun evren modeli ve mimari çizgisinin sanatçıyı kendi ateşiyle pişirip olgunlaştırması olarak da okunabilir.

19. Dil Öncesi Bir Anlatı: Sözsüz Biliş

Bu resimler izleyiciyi dil öncesi, söz öncesi bir anlayışa yönlendirir. Renk, insanı farkında olmadan etkileyen en güçlü biçimdir; Ateş rengi temsil etmez, rengin çeşitli hallerini araştırır. ZERO sanatçısı Otto Piene’nin dediği gibi bu tür algı ‘algının şiiri’dir; ne kadar sade olursa olsun sonsuz anlamlara dönüşür.

20. Nasıl Bakmalı? Katmanları Sezerek

Ateş’in resimlerine bakarken tek bir bakış yetmez. İlk katman: renk bütünlüğü ve atmosfer. İkinci katman: geometrik formların ilişkisi ve ritim. Üçüncü katman: mimari çağrışımlar ve kültürel imgelem. Dördüncü katman: kozmolojik simgeler ve tinsel boyut. Her bakışta yeni bir şeyin belirdiğini fark edeceksiniz; bu, büyük sanatın en yalın kanıtıdır.

‘Sanat yapıtlarının oluştuğu düşünce sürecini, yansıtmak istenilen düşüncelerin etkisini sanatçısıyla aynı anda hissederiz. Görünenin arkasındaki gerçeklere ulaşmakta belli bir zaman ve çaba sarf etmek zorundayızdır.’

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio’nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Author: Yusuf Arslan