Eurac Mumya Çalışmaları Araştırma Enstitüsü‘nden mikrobiyolog Mohamed Sarhan ve enstitü direktörü Frank Maixner, 5 bin 300 yaşındaki Bakır Çağı mumyası Ötzi‘nin vücudunun hala aktif mikroorganizmalar barındırdığını ortaya koydu.
Microbiome dergisinde 3 Haziran 2026’da yayımlanan araştırmaya göre Ötzi’nin binlerce yıldır canlı mikroplarla birlikte var olan dinamik bir biyolojik sistem olduğu ortaya çıktı.
Araştırma ekibi Ötzi’nin derisinden sürüntü, iç organlarından ise çözünmüş sıvı örnekleri aldı. Bu örneklerde soğuğa uyumlu Glaciozyma cinsi maya sporlarının aktif biçimde çoğalmaya devam ettiği belirlendi. DNA hasar analizleri, söz konusu mayaların 5 bin 300 yıl önce Ötzi’nin bedenini kolonize eden orijinal türlerin torunları olduğunu gösterdi.

DONDURUCU BİLE DURDURAMADI
Ötzi 1991’de Alman dağcılar tarafından İtalya-Avusturya sınırındaki Ötztal Alpleri’nde tesadüfen bulunmuştu. O tarihten bu yana eksi 6 derece sıcaklıktaki özel bir odada saklanan mumyanın üzerindeki Glaciozyma sporları bu dondurucu ortamda bile üremeyi sürdürdü. Araştırmacılar 2010 ve 2019 yıllarında aldıkları deri örneklerini karşılaştırdığında bu soğuk seven buzul mayasının dokuz yılda baskın tür haline geldiğini saptadı.
Ötzi’nin cildinden ve iç sıvılarından toplamda dört ayrı maya örneği izole edilip laboratuvar ortamında canlı olarak kültüre edildi.
ANTİK MAYADAN EKMEK ÇIKTI
Araştırmanın en dikkat çekici aşaması bu dört örnekle yapılan ekşi maya denemesiydi. Antik mayalar un ve suyla fermente edilerek hamur elde edildi. Başyazar Sarhan, hamurun dokusunu ve kalitesini “çok ama çok iyi” olarak nitelendirdi. Sonuçlar, 5 bin 300 yıllık maya sporlarının modern fırıncılık standartlarını karşılayabilecek düzeyde aktif olduğunu kanıtladı.
Sarhan, Ötzi’den elde edilen ekstrem koşullara dayanıklı bu antik mayaların gelecekte gıda sanayisinde, fırıncılıkta ve bira fermantasyonunda ticari olarak kullanılabileceğini belirtiyor.

BAĞIRSAK FLORASI AVCI-TOPLAYICILARA BENZİYOR
Ötzi’nin mikrobiyomu yalnızca derisiyle sınırlı kalmadı. Daha önceki mide analizleri, mumyanın ölmeden hemen önce yaban keçisi, kızıl geyik ve siyez buğdayı yediğini ortaya koymuştu.
Ağız ve bağırsak mikrobiyomu ise günümüz Batı toplumlarından çok, Tanzanya’daki Hadza avcı-toplayıcılarının bağırsak yapısıyla benzerlik taşıyor. Bu bulgu, endüstriyel gıdayla tanışmamış toplulukların mikrobiyom yapısına dair önemli karşılaştırma verisi sunuyor.
Araştırmacılar deri ile bağırsak arasında belirgin bir ayrım olduğuna dikkat çekiyor. Ötzi’nin bağırsak florası antik dönem yapısını büyük ölçüde korurken, deri mikrobiyomu 1991’den bu yana yapılan muhafaza ve ilaçlama çalışmalarından doğrudan etkileniyor.
MİKROPLAR ÖTZİ’YE ZARAR VERİYOR MU?
Bilim insanlarının gündemindeki en önemli soru, laboratuvarda uyanan bu antik mayaların ve konservasyon sürecinde bulaşan modern bakterilerin Ötzi’nin kalan dokularına zarar verip vermediği. Hayattayken yaklaşık 1,6 metre boyunda olan ve 40’lı yaşlarında öldürülen Ötzi’nin bedeni binlerce yıl boyunca bozulmadan kaldı. Araştırmanın bir sonraki adımı bu mikropların çürüme sürecini tetikleyip tetiklemediğini belirlemek olacak.
