Dünya genelinde yüzlerce mağazası bulunan İspanya merkezli hazır giyim devi Mango, tarihinin en sarsıcı kurumsal ve ailevi kriziyle çalkalanıyor.
Şirketin kurucusu olan ünlü Türk ve İspanyol vatandaşı iş insanı İsak Andiç’in Montserrat Dağları’ndaki şüpheli ölümüyle ilgili yürütülen soruşturmada “baş şüpheli” olarak gözaltına alınan büyük oğlu Jonathan Andiç, şirketteki tüm resmi görevlerinden geçici olarak ayrılma kararı aldı.

Mango’nun yönetim kurulunda ve başkan yardımcılığı koltuğunda oturan varis Andiç, hakkında tırmanan ağır parrisid (baba katli) iddialarının ardından kurumu korumak adına bu radikal adımı atmak zorunda kaldı.
CEZAEVİNDEN KEFALETLE ÇIKIP PERSONELE MEKTUP YAZDI

Uluslararası magazin ve finans basınına yansıyan bilgilere göre Jonathan Andiç, şirket çalışanlarına ve kamuoyuna yönelik duygusal bir açık mektup yayımladı. Mektubunda kendisine yöneltilen suçlamaların tamamen haksız, asılsız ve çarpıtılmış bir kurgudan ibaret olduğunu savunan Andiç, önündeki süreçte tamamen babasının ölümüyle ilgili yürütülen bu ağır yargı sürecine odaklanacağını ve masumiyetini kanıtlamak için mücadele edeceğini belirtti.
Geçtiğimiz hafta salı günü İspanyol emniyeti (Mossos d’Esquadra) tarafından kelepçelenerek gözaltına alınan holding varisi, çıkarıldığı mahkemece 1 milyon euro gibi rekor bir nakit kefalet bedeli karşılığında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Pasaportuna el konulan ve İspanya dışına çıkışı yasaklanan Andiç’in, her hafta karakola giderek imza verme zorunluluğu bulunuyor.
KAZA DENİLMİŞTİ: ÇELİŞKİLİ İFADELER VE DEĞİŞEN VASİYET İDDİASI
Moda dünyasında taşları yerinden oynatan bu gizemli olay, 14 Aralık 2024 tarihinde Barselona yakınlarındaki dünyaca ünlü Montserrat Dağları’nda meydana gelmişti.
Dönemin Forbes listelerine göre 4.5 milyar dolarlık servetiyle Katalonya’nın en zengin ismi, Türkiye’nin ise en zengin ikinci vatandaşı olan 71 yaşındaki İsak Andiç, oğlu Jonathan ile çıktığı dağ yürüyüşü sırasında yaklaşık 70 metrelik bir uçurumdan düşerek feci şekilde can vermişti.
Olay ilk etapta kayıtlara trajik bir dağcılık kazası olarak geçse de savcılık ve dedektiflerin derinleştirdiği soruşturma seyrini tamamen değiştirdi. Olay anında bölgede sadece baba ve oğlun bulunması, Jonathan Andiç’in polise verdiği ilk ifadelerdeki kronolojik tutarsızlıklar ve olay yeri inceleme ekiplerinin uçurum kenarında elde ettiği adli bulgular şüpheleri cinayet yönüne kaydırdı. Ayrıca, İsak Andiç’in ölümünden kısa bir süre önce devasa servetini yöneten vasiyetnamesini radikal şekilde değiştirme planları yaptığı ve oğul Jonathan’ın bu planı öğrenerek duruma öfkelendiği iddiası, cinayetin arkasındaki olası mali motivasyon olarak mahkeme dosyasına girdi.
ŞÜPHELİ TELEFON KAYBI DEDEKTİFLERİN RADARINDA

Soruşturmayı derinleştiren İspanyol yargıcı ve dedektifleri en çok şüphelendiren konulardan biri de Jonathan Andiç’in olay günü kullandığı akıllı cep telefonunun aniden ortadan kaybolması oldu.
Varis Andiç’in, babasının ölümünün ardından eski telefonunu apar topar yenisiyle değiştirdiği, tüm geçmiş WhatsApp yazışmalarını ve konum verilerini sildiği saptandı.
Sekreterine, eski telefonunu Ekvador’un başkenti Quito’ya yaptığı 48 saatlik acil bir iş seyahatinde çaldırdığını söyleyen Jonathan Andiç’in bu savunması da çöktü. Mossos d’Esquadra dedektiflerinin Ekvadorlu GSM operatörleriyle yaptığı resmi yazışmalar sonucunda, söz konusu telefonun o tarihlerde Ekvador sınırları içinde hiçbir şekilde sinyal vermediği ve tamamen imha edilmiş olabileceği ortaya çıktı. Yaşanan bu silsilenin ardından koltuğunu bırakan Andiç için hakim, “olayın kaza olmadığına ve Jonathan’ın bu ölümde aktif, planlı bir rol oynadığına dair yeterli şüphe uyanmıştır” hükmünü vererek dosyayı ağır ceza safhasına taşıdı.