80 yaşındaki bir beyin nasıl yaşlanmaz? İşte ‘süper ager’ gerçeği!

Yaşlandıkça hafızanın zayıfladığı düşünülür. Ancak bilim, bu genellemenin her zaman doğru olmadığını gösteriyor. Yapılan araştırma sonucunda, 80’li yaşlarında bile 50 yaşındaki biri gibi isimleri, yüzleri ve anıları hatırlayan insanlar olduğu ortaya koyuldu.

Araştırmalar bu kişileri “süper ager” olarak tanımlıyor. Northwestern Üniversitesi’nin 25 yıl süren çalışmaları, süper ager’ların beyin yapısının yaşıtlarından ayrıldığını ortaya koydu.

Beyin Antrenörlüğü ve Üçüncü Yaş Koçluğu yapan Havva Can Göksu’nun kaleme aldığı yazıya göre, süper ager’ların beyni yaşıtlarından farklı çalışıyor. Hafızayla ilişkili bölgelerde daha az küçülme, daha kalın korteks yapısı ve daha güçlü sinir hücresi bağlantıları bulunuyor. Ayrıca süper ager’lar yaşıtlarına göre en az iki kat daha fazla yeni nörona sahipler.

Bilim insanlarına göre süper ager olmanın arkasında mucizevi bir gen değil, günlük yaşam alışkanlıkları yatıyor.

Bu kişilerde ortak davranışlar dikkat çekiyor:

  • Sürekli yeni şeyler öğrenme
  • Düzenli okuma, yazma ve zihinsel aktivite
  • Sosyal ilişkileri güçlü tutma
  • Fiziksel olarak aktif kalma

Üçüncü Yaş sitesinde yer alan habere göre, yeni bir şey öğrenildiğinde, görsel dikkat egzersizleri yapıldığında ya da koku ve tat gibi duyular aktif biçimde kullanıldığında beyin, daha önce kullanılmamış sinir yollarını devreye sokmak zorunda kalır. Bu süreç, nöronlar arasında yeni bağlantıların oluşmasını sağlar ve bu bağlantılar tekrarlandıkça giderek güçlenir.

Öte yandan fiziksel hareket de beyin üzerinde önemli bir etki yaratır. Kaslar çalıştığında kana BDNF adı verilen bir protein salgılanır. Bu protein, yeni nöron oluşumunu doğrudan destekler.

Bir diğer önemli kavram ise “bilişsel rezerv”dir. Bu kavram, yaşam boyunca edinilen öğrenme deneyimleri, merak, zihinsel bağlantı kurma kapasitesinin beyinde oluşturduğu dayanıklılık sistemini ifade eder.

Kişi ne kadar çok öğrenir, farklı alanlarla ne kadar çok ilgilenir ve zihinsel olarak ne kadar aktif kalırsa, beyin de o ölçüde daha güçlü bir yedekleme sistemi geliştirir. Bu rezerv, yaşa bağlı fiziksel değişimlerin etkisini geciktirir.

Aynı düzeyde yaşa bağlı değişime sahip iki bireyden, bilişsel rezervi daha güçlü olan kişi bu süreci çok daha geç ve daha hafif etkilerle hisseder.

Yaşlanmak; çöküş, yıpranma ve kaçınılmaz bir bozulma olarak tanımlanır. Oysa yaş almak; zamanın getirdiği olgunluğu, deneyimi ve bilgeliği kucaklamaktır. Beyin açısından da bu ayrım oldukça belirgindir.

Yaşla birlikte bazı fiziksel değişimler kaçınılmazdır, ancak bu sürecin hızını, derinliğini ve birey üzerindeki etkisini belirleyen temel unsur, yaşam boyu beyne nasıl davranıldığıdır. Bu noktada ne yalnızca şans ne de genetik tek başına belirleyicidir; belirleyici olan, zihnin nasıl kullanıldığıdır.

Süper ager üzerine çalışan araştırmacıların bulgularına göre, ileri yaşta güçlü bilişsel performans sergileyen bireylerin ortak noktası olağanüstü genetik özellikler ya da mucizevi bir müdahale değildir. Aksine, bu kişiler günlük yaşamlarında sürekli zihinsel olarak aktif kalmayı seçmiş, düzenli olarak kendilerini zorlamış, fiziksel hareketi ihmal etmemiş ve sosyal bağlantılarını sürdürmüştür.

NASIL SUPER AGER OLABİLİRSİNİZ?

Her gün zihninizi zorlayan bir şey yapmak bu sürecin temelini oluşturur. Yeni bir kelime öğrenmek, farklı bir güzergahtan yürümek ya da kısa bir yazı yazmak bile beynin farklı bölgelerini aktif hale getirir.

Fiziksel hareket de en az zihinsel egzersiz kadar önemlidir. Kısa bir yürüyüş bile BDNF salgılanmasını destekleyerek beyin sağlığını olumlu yönde etkiler.

Sosyal bağlantılar da bu sürecin ayrılmaz bir parçasıdır. Bir arkadaşla konuşmak, bir sohbete katılmak ya da sosyal etkileşim içinde kalmak zihinsel canlılığı artırır.

En önemlisi ise meraktır. Çünkü merak, beynin öğrenme ve adaptasyon için kullandığı en güçlü yakıtlardan biridir.

Author: Yusuf Arslan