Okullarda hakaret, tehdit, lakap takma ve dalga geçme ile başlayan akran şiddeti, fiziksel saldırılara dönüşerek okul sınırlarının dışına taşıyor. Eğitimcilerin önümüzdeki zamanlarda bir kuşak için en önemli tehditlerden biri olarak gösterdiği bu çatışmalar ölümlere sahne oluyor. Yakın dönemde 15 yaşındaki lise öğrencisi Abdülbaki Demirel ve Kıvanç Uman, parklarda akranlarının saldırısına uğrayarak hayatlarını kaybetti.
Sokaklarda çocukların yolları kesiliyor; cüzdan, sigara ve telefonlarına zorla el konuluyor. Ortaokul seviyesinde “Çantamı itti”, “Kantinde sıramı kaptı”, “Görmedi”, “Bana ödevimi söylemedi” gibi sebeplerle başlayan gerilimler, liselerde intikam ve güç gösterisi motivasyonuyla yerini açık bir çeteleşmeye bırakıyor. Sorunlar okulda değil, öğrencilerin yönlendirmesiyle parklarda çözülüyor.

BAKANLIĞIN ‘ÜÇGEN MASA’ FORMÜLÜ: GÖREV ÖĞRENCİLERİN
Artan şiddet olayları karşısında Milli Eğitim Bakanlığı, okullara “Akran Arabuluculuğu” projesini tavsiye ediyor. İlçe milli eğitim müdürlükleri, çatışmanın ve disiplin olaylarının fazla olduğu okulları belirleyerek projeyi buralarda uyguluyor.
Şu an 300 okulda yürütülen proje kapsamında, her sınıftan 6 ila 8 aday öğrenci seçiliyor. Psikolojik danışmanlar tarafından bu öğrencilere 20 saat boyunca arabuluculuk yetenekleri ve becerileri eğitimi veriliyor. Eğitimi tamamlayan 15 bin öğrenci, okulda şiddet gösteren yaşıtlarına müdahale etmek üzere arabulucu sertifikası aldı. Uygulama aşamasında arabulucu öğrenci, sorun yaşayan tarafları özel olarak tasarlanmış bir üçgen masa etrafında oturtuyor. Öğrencilerin kolaylaştırıcılığında yürütülen bu müzakere masasında anlaşma oranı yüzde 94’e ulaşıyor.
SAVCI YÖNLENDİRDİ, UZMANLAR AİLEYİ İŞARET ETTİ
Projenin çıkış noktası ve sahadaki yansımaları hakkında bilgi veren uzmanlar, asıl sorunun müfredat eksikliğinden ziyade aile içi iletişim kopukluğu olduğuna dikkat çekiyor.
Habertürk’ten Öznur Karslı Çetiner’e konuşan Akran-Der Kurucu Üyesi Avukat Necdet Göğüsdere, projenin 6 yıl önce adli makamlara yansıyan çocuk suçları nedeniyle başladığını belirterek süreci şöyle anlatıyor: “6 sene önce çocuk suçlarına bakan savcı bizi yönlendirdi. ‘Şu okuldan bana her hafta bir olay geliyor’ dedi. Gittik orada çalışmaya başladık.”

Göğüsdere, şiddetin değişen cinsiyet dinamiğini ise şu tespitiyle ortaya koyuyor:
“Son yıllarda gördük ki, kız öğrencilerdeki zorbalık, şiddet erkeklerden daha fazla. Gittiğimiz lisedeki çocuklara aranızdaki sorunları nerede çözüyorsunuz diyorum, ‘Parkta çözüyoruz hocam’ diyorlar.”
Göğüsdere, şiddeti uygulayan çocuğun aile ortamına dikkat çekerek, müfredata eklenecek bir empati dersinin tek başına yeterli olmayacağını ifade ediyor:
“Çocuk bir şeyler elde etmek için zorba olmak zorunda. Yalan söylemek zorunda, arkadaşını sıkıştırmak zorunda. Aile ihmal etmiş. Müfredata zorunlu girmesi sadece farkındalık yaratır. Fakat bu bir yaşam becerisi. Yapa yapa öğrenilecek bir beceri.”
İstanbul Eski Milli Eğitim Müdürü Ömer Balıbey ise lise ve sokak seviyesindeki şiddeti şu sözlerle açıklıyor:
“Sınıf arkadaşı ya intikam alıyor ya güç gösterisi orada işte, çeteleşme bu oluyor.”
Balıbey, ailelerin eğitim sürecine dahil edilmesi gerektiğinin altını çiziyor:
“Maalesef ve maalesef anne baba iletişimsizlik. Çocukların akran zorbalığında arkadaşları yok. Önce aileler eğitilmeli bana göre. Anaokulunda falan zorunlu çağrılmalı.”

ARABULUCU ÖĞRENCİ SÜRECİ NASIL YÖNETİYOR?
Sistemin çözüm yükünü üstlenen çocuk yaştaki arabulucular, masadaki süreci belirli sorularla yönlendiriyor. Masaya oturan taraflara sırasıyla; “Olayı bana anlatır mısın? Neler yaşadınız? Sana ne duyguları yaşattı?” sorularını soran öğrenci, bu yanıtları çerçeveleyerek taraflar arasında empati kurdurmaya ve şiddet olayını bir yetişkin müdahalesi olmadan çözmeye çalışıyor.
