Dervişoğlu: Öcalan’a umut hakkı isteyenlerin cesareti varsa referanduma gitsinler

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde gençlerin sorularını yanıtladı. Terör örgütü PKK’nın elebaşı Abdullah Öcalan için gündeme getirilen umut hakkı tartışmalarına değinen Dervişoğlu, “Öcalan’a eğer bir umut hakkı tanınacaksa bunun kararını siyasiler veremez, millete sorulması gerekir. Eğer cesaretleri varsa referanduma giderler” dedi.

“CESARETLERİ VARSA REFERANDUMA GİDERLER”

Milliyetçi reflekslerle değil, milli menfaatler için tavır koyduğunu kaydeden Dervişoğlu, “Tavrımda ısrarlıyım. Açıkça da söylüyorum; Öcalan’a eğer bir umut hakkı tanınacaksa bunun kararını siyasiler veremez, millete sorulması lazım. Eğer cesaretleri varsa referanduma giderler. Bu tartışmaların bitmesi de gerekiyor. Herhangi bir sonucu elde edemeyeceklerini görüp şu anda farklı farklı manevra alanları yaratıyorlar. Kimileri yaptıklarından da pişman ve muzdarip görüntüsü sergilemeye çalışıyorlar. Hiç kimse kendine bir şey yapmasın, Türkiye 100 yıldır bu coğrafyada kendi varlığını koruyan bir Cumhuriyet kurdu ve Cumhuriyet hepimizi eşitledi. Hepimize ortak bir kimlik verdi. Bu birliği, bu beraberliği bozmaya kimsenin hakkı yok. Bunun kapısını açarsan, Amerika Birleşik Devletleri’nin Büyükelçisi kendisini bölge valisi gibi hisseder ve ‘Burada demokratik rejimlerden ziyade işte uyumlu monarşiler gereklidir’ deme cesaretini gösterir. Onun için benimki sadece müktesebatımdan kaynaklı bir milliyetçi refleks değil. Hepimizin ortak menfatini savunabilmek için ortak bir şuur gerekiyor, ben o şuurun temsilcisiyim. Yoksa bu memleket herkesindir. Ama bu memleketin kanunları vardır, kanunları çiğneyenlerin imtiyaz tanınamaz. Şimdi böyle bir imtiyaz arayışı var” ifadelerini kullandı

“BAHÇELİ’Yİ BİRÇOK KONUDA MUHATAP ALMAYA DEĞER BULMUYORUM”

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye yönelik geçmiş dönemdeki yaklaşımı ile şimdiki tavrı arasındaki fark sorulan Dervişoğlu, “Devlet Bey üniversite yıllarımdan benim hocamdır. Kendisini 1978 yılından bu yana tanırım. Geçmişte ayrıldığım partinin de 10 yıl il başkanlığını yapmış biriyim. Benim insani alanda herkese duyduğum saygının bir benzerini ona göstermek, benden beklenen bir şeydir. Ben sana da saygıda kusur etmem. Bu durum benim beşeri münasebetler noktasında takip ettiğim, aile terbiyemden kaynaklanan da bir şey. Memleketin ve milletin beklentisinin hilafına, devletin bekasına zarar verecek söylemleri ifade ettiği andan itibaren de elbette ki benim ona karşı olan söylemlerim sertleşecektir. Ama bu tartışma gündeme gelince, partisinin içinden ayrılıp yeni parti kurmuş, kurulan o partiye de genel başkan olmuş birisi olarak kelimelerimi özenle seçmek zorunda hissediyorum. Merakını giderecek ise söyleyeyim, birçok konuda Devlet Bahçeli’yi muhatap almaya bile değer bulmuyorum. Bir de şöyle bir şey var. Siz bana her şeyi soruyorsunuz. Devlet Bey’e ve Sayın Erdoğan’a basın mensubu arkadaşlar bile bir şey soramıyor. Kendilerini cevap verilemeyecek bir zırhın içine almışlar. Bir yönden bakarsan, seni temsil eden Müsavat Dervişoğlu’nun, o büyüyü bozduğunu da gözlemlemiş olursun. Bu memlekette ‘Bunlara bir şey söylenemez’ denen kim varsa, onlara karşı söylenmesi gereken her şeyi sizin adınıza söylemenin onurunu yaşıyorum. Ama onlarla bir siyasi polemiğe girmek istemiyorum. Başka bir şey daha var. Büyükler ne yaparsa yapsın, insanlardan beklenen belli bir saygı limiti vardır. Her şeyi hak eder ama birileri sizin ahlakınıza güvenerek ‘Ya bu Ulaş’a yakışmadı’ der. Ben, bana yakışan yerde kalmayı tercih ediyorum. O şahıslar üzerinden bir tartışmanın odağına çekilmek de çok işime gelmiyor. Şöyle bir şey düşünün, yanlış anlaşılır mı bilmiyorum. Ailenin içinde, aile servetini işrette harcayan büyüklerin olabilir. O kişiler senin ailenin büyüğü olmaktan çıkar mı? Çıkmaz. Ama ben bazı kişilere, ‘Aile servetimizi harcayamazsınız’ deme cesareti gösteren biriyim. Yani ailenin servetini tarumar eden kişiye gösterilmesi gereken tavrı gösteren kişiyim” şeklinde konuştu.

“İKTİDAR OLDUĞUMUZDA İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NE GERİ DÖNECEĞİZ”

İYİ Parti iktidarında kadınların nasıl korunacağının sorulması üzerine Dervişoğlu, “İktidara geldiğimiz gün, gelir gelmez yapacağımız en önemli icraatlardan birisi İstanbul Sözleşmesi’ne geri dönmek; kadınların ve çocukların hakkını, hukukunu, güvenliğini teminat altına almak olacak” yanıtını verdi.

Kendisinin de kız babası olduğunu hatırlatan Dervişoğlu, “Ben ona teslim aldığım gibi bir dünya bırakamıyorum. Ben ona bir gelecek inşa edemiyorum. Bunun mahcubiyeti yetiyor bana. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de bunu söyledim; genç nesillere karşı mahcubum ama bunun sorumlusu ben değilim. Bunun sorumlusu bu ülkeyi yönetenler. Çocuğuma belirsizliği miras bırakıyorum. Bu, bu ülkeyi yönetenlerin sorumluluğundadır. Ama bunu düzeltmek sizin elinizdedir. Onun için meseleyi sahip çıkmak mecburiyetindesiniz. Ben sadece sizin doğrularınızı, sizin doğrularınızı seslendiriyorum” diye ekledi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir