Türkiye’nin hafızasına “Dilovası parfüm fabrikası faciası” olarak kazınan ve üçü çocuk yedi işçinin yaşamını yitirdiği Ravive Kozmetik yangınına ilişkin davanın görülmesine bugün Kandıra Cezaevi Kampüsü’nde devam edildi.
Duruşmada, sanıkların hukuki durumlarının yanı sıra kamu görevlileri hakkında yürütülen soruşturmadaki son gelişmeler de gündeme gelirken, yakınlarını kaybeden ailelerin ifadeleri mahkeme salonunda duygusal anlara neden oldu.
Yangınla ilgili hazırlanan yeni bilirkişi raporunun ardından Dilovası Belediyesi’nde görev yapan kamu görevlileri hakkında hazırlanan iddianamenin mevcut dava dosyasına eklenerek gelecek celsede birleştirilmesi bekleniyor.
“KAMU GÖREVLİLERİ DOSYASI ANA DAVAYA EKLENECEK”
Duruşmanın başında söz alan müşteki ailelerinin avukatlarından Mürsel Ünder, kamu görevlileri hakkında yürütülen soruşturmanın önemli bir aşamaya geldiğini belirterek hazırlanan iddianamenin mevcut dava dosyasıyla birleştirilmesinin beklendiğini söyledi.
Ünder, önceki celsede sanıklar Altay Ali ve İsmail Oransal kardeşlerin cep telefonları ile bilgisayarlarının incelenebilmesi için şifrelerini paylaşmayı kabul ettiklerini, ancak duruşma arasında mahkemeye sundukları dilekçeyle bu beyanlarından vazgeçtiklerini anlattı.
Sanıkların “özel hayatın gizliliği” yönündeki gerekçelerine karşı çıkan Ünder, incelemenin yalnızca bilirkişi tarafından yapılacağını belirterek, “Telefon ve bilgisayarlardaki özel yazışmaları ne biz avukatlar ne de mahkeme heyeti görecek. İncelemeyi yalnızca bilirkişi yapacak ve yalnızca davayla ilgili tespit edilen veriler dosyaya girecek” dedi.
Bunun üzerine söz alan Oransal kardeşler ise telefon ve bilgisayar şifrelerini paylaşmayacaklarını mahkeme heyetine bildirdi.

“ÇOCUKLARIMIZI DİRİ DİRİ YAKTILAR”
Duruşmada söz alan müşteki aileleri ise yaşadıkları acıyı anlatarak sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmasını talep etti.
Yangında oğlunu kaybeden Şahin Taşdemir, gözyaşları içinde yaptığı konuşmada, “Çocuklarımızı diri diri yaktılar. En ağır cezayı almalarını istiyorum. Oransal ailesinin tamamından şikâyetçiyim. Dilovası Belediyesinden de şikâyetçiyim. Benim çocuğum yanarak kömür oldu. Bana kömür halinde teslim ettiler. O şekilde gidip defnettik. Mahkeme heyetinin adaletine güveniyorum. Bu insanlar katil. Ben aynı zamanda kanserle mücadele ediyorum” ifadelerini kullandı.
Yakınını kaybeden Altun Taşdemir ise işçilerin çalışma koşullarına dikkat çekerek, “Acımız çok büyük. Çocuklar yanarak öldü. Hiç kimse müdahale edemedi. Sigorta yapmadılar. Yol ve yemek vermediler. Kazanın olduğu gün bir günlük sigorta girişi yapmışlar” dedi.
Müşteki Şengül Yılmaz da işçilerin uzun süre kayıt dışı çalıştırıldığını savunarak, “Sigorta yapmadılar. Asgari ücretin altında çalıştırdılar. Kendileri lüks arabalarla gezdi, keyif sürdü” diye konuştu.
“ÇOCUĞUMU KÖMÜR OLMUŞ HALDE TESLİM ALDIM”
Duruşmanın en sarsıcı beyanlarından biri ise yangında çocuğunu kaybeden İbrahim Esetoğlu‘ndan geldi.
Esetoğlu, “Ben çocuğumu kömür olmuş halde bir torbanın içinde teslim aldım. Sonra camiye götürüp yıkatmak istedik. Cami görevlileri, ‘Bu çocuğa ne yaptılar?’ diye sordu. Geriye sadece dişleri kalmıştı” sözleriyle mahkeme salonunda duygusal anlar yaşanmasına neden oldu.
KAMU GÖREVLİLERİ SORUŞTURMASINDA YEDİ TUTUKLAMA
Yangına ilişkin hazırlanan yeni bilirkişi raporunun ardından Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı, Dilovası Belediyesi’nde görev yapan sekiz kamu görevlisi hakkında soruşturma başlatmıştı.
Aralarında Belediye Başkan Yardımcısı Necati Temiz ile belediyenin mevcut ve eski zabıta, imar ve yapı kontrol birimlerinde görev yapan isimlerin de bulunduğu şüpheliler gözaltına alınmış, savcılık sorgularının ardından yedi kamu görevlisi tutuklanmıştı.
Dosyaya giren bilirkişi tespitlerinde belediye görevlilerinin denetim yükümlülüklerini yerine getirmediği, fabrikanın faaliyetlerini yeterince denetlemediği ve gerekli idari yaptırımları uygulamadığı değerlendirmesine yer verilmişti. Ancak eski Zabıta Müdürü Cengiz Taşdemir ile Zabıta Müdür Vekili Nizamettin Balcı, tutuklanmalarından altı gün sonra tahliye edilmişti.
Tahliye kararına tepki gösteren aileler, “Sevdiklerimizin canının bedeli altı geceyi cezaevinde geçirmek mi? Bu mu adalet?” diyerek kararı protesto etmişti.

