Tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Silivri’deki hücresinden T24 yazarı Murat Sabuncu’ya konuştu. İmamoğlu, CHP Genel Merkezi’ne yapılan polis müdahalesini “Korku rejimlerine yakışan bir görüntü” olarak nitelendirirken, Kemal Kılıçdaroğlu’nu “Dâhili bedhah kayyım” olarak tanımladı ve Erdoğan’dan emir aldığını ifade etti. Mutlak butlan kararını “Saray darbesi” olarak değerlendiren İmamoğlu, hukuk çiğnenirse mevcut CHP dışında yeni bir yolun da meşru olduğunu açıkça ifade etti.
İşte İmamoğlu’nun açıklamaları:

“MİLLET UMUTLU BİR GELECEK İSTİYOR ONLAR KOLTUKLARINI KORUMANIN HESABINI YAPIYOR”
– Mutlak butlan kararını duyduğunuzda ne hissettiniz?
Birkaç duyguyu bir anda hissettim… Herkes gibi önce öfke hissettim. Partimle birlikte milyonların sandıkta ortaya koyduğu iradeye saldırılmasına öfkelendim. Mahkeme salonlarında hukukun, adaletin değil; siyasi mühendisliğin dolaşmasından üzüntü duydum. Utanmayı unutanlar için utanç da vardı hissiyatımda. Mahkeme kararıyla Cumhuriyet Halk Partisi’nin iradesi kadar bu ülkenin demokrasi umuduna, sandığa giden milyonların vicdanına ve milletin karar verme hakkına utanmazca bir şekilde müdahale edenler ve onlara hukuk kisvesiyle yol açanlar adına utanç duydum.
Mutlak butlan milletin iradesiyle devlet gücünü kullanan iktidar arasında kurulan büyük bir hesaplaşmadır. Millet ‘değişim’ diyor, onlar yargıyı devreye sokuyor. Millet sandığı işaret ediyor, onlar mahkeme koridorlarını. Millet umutlu bir gelecek istiyor, onlar koltuklarını korumanın hesabını yapıyor. Bu yüzden mahkeme kararıyla tarihi, gerçeği ters yüz etmek istiyorlar. Ancak Cumhuriyet’i kuran iradeyi, birkaç imzayla yok hükmünde sayamayacaklar. Bu milletin hafızasını silemeyecekler. 86 milyonun geleceğini saray koridorlarında rehin alamayacaklar. Asıl hissettiğim ise; azim ve kararlılık.
Ben o gün bir kez daha şuna karar verdim: Bir adım geri atmayacağız. Boyun eğmeyeceğiz. Susmayacağız. Bize yenilgiyi öğretemeyecekler!
“NAMAHREMİMİZE POLİSLE GİRDİLER”
– Genel merkeze polis müdahalesini izlerken ne yaşadınız?
O gün içeride ve dışarıda kalbini, ruhunu ve insaniyetini koruyabilen herkes için çok zor bir gündü… Yıllarımız geçti bizim genel merkezimizde. İlçe başkanlığından, ilçe belediye başkanlığından geldim ben. Yıllarca çoluğumuzu çocuğumuzu görmedik çalıştık. Hep coşkuyla girdik genel merkezimize. Yuvamız, yurdumuz, namahremimiz orası bizim. Namahremimize polisle girdiler!
Kapısı kırılarak girilen sadece bir bina değil bir hafıza, inanış, mücadele ve demokrasiye olan ihtiyaç. Orası, bu ülkenin çok partili demokrasi tarihinin, seçimle değişim umudunun, milyonlarca insanın emeğinin ve inancının evi aynı zamanda. O kapıyı içten ve dıştan yıkmaya çalışan bedhahlar şunu söylüyorlar: ‘Sandıkla olmadı, şimdi zorla teslim alacağız.’
Binanın içinde gençler, kadınlar, yaş almış yoldaşlarım, demokrasiye, milli iradeye sahip çıkmak için şehrin dört bir yanından gelen yurttaşlarımız vardı. Gazla, plastik mermilerle, polis zoruyla bir Türkiye’nin en köklü partisine girilen bir ülke görüntüsü, hiçbir demokratik toplum için normal değildir. Bu görüntü sadece korku rejimlerine yakışan bir görüntüdür.
O görüntülerin düşündürdüğü bir şey de şu oldu: ‘Demek ki doğru yoldayız’ diye düşündüm. Bize böyle gözü dönmüşçesine saldırıyorlarsa doğru yoldayız. İktidarlar ancak kaybetme korkusu büyüdüğünde bu kadar sertleşir.
KILÇIDAROĞLU’NA “DAHİLİ BEDHAH KAYYIM” NİTELEMESİ
– Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına, delegelerin iradesiyle değil; sarayın yargı marifetiyle kurduğu operasyonla taşınan bir yönetim anlayışının demokrasiyle hiçbir ilgisi yoktur. Bunu kim yaparsa yapsın, adı bellidir: Siyasi kayyımlık.
‘Dâhili bedhah kayyım’ diyorum ben ona. Çünkü bu partiyi dışarıdan yıkamayanlar, şimdi içeriden teslim almak istiyor. Yanlış mı? Hiç değil!
Ama herkesin şunu bilmesini isterim: Cumhuriyet Halk Partisi, sarayın hukuk mühendisliğiyle ele geçirilecek bir yapı değildir. Bu parti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün millet egemenliği üzerine kurduğu bir direniş partisidir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel merkezi, adalet yerini bulana ve delegenin iradesi ortaya koyulana kadar o bina değildir. CHP’nin genel merkezi artık bütün partililerimizin ruhunu ve yüreğini taşıdığı meydanlardır.
“HER SÖYLEDİĞİNİ KOŞA KOŞA YAPTIĞI ERDOĞAN”
– “Beni betona gömmek istiyor” dediniz mi?
Onun emir aldığı, her söylediğini koşa koşa yaptığı Erdoğan, Cumhuriyet’i, demokrasiyi, adaleti betona gömmek istiyor. Figüranların, kayyımın hiçbir önemi yoktur. Benim en özgür halimle bulunduğum dört duvarın da kayyımın sıkışıp kaldığı dört duvarın da bir önemi yoktur. Allah ömür, millet destek verdikçe ben mücadelemi sürdüreceğim. Önemli olan Cumhuriyet’in, emanetin geleceğidir. Koruyacağız, kazanacağız.
CHP İÇİNDE Mİ KALINMALI, YENİ PARTİ Mİ KURULMALI?
– Mücadele CHP içinde mi devam etmeli, yoksa yeni bir parti mi kurulmalı?
‘Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız.’ O yol, hukukun, delegelerimizin ve millet iradesinin emrettiği şekliyle yol arkadaşım Sayın Özgür Özel’in Genel Başkanlığı’ndaki CHP’dir. Fakat hukuk çiğnenirse, delegelerimizin ve milletin iradesi yok sayılırsa, bizim milletle beraber yürüdüğümüz her yol meşrudur ve güçlüdür. Muhalefet kriz yaşamıyor, Erdoğan muhalefete darbe yapıyor. Bu milletin kimseye eğecek boynu yoktur. Milletin diliyle, ruhuyla ve iradesiyle o yolu yapar ve iktidara koşarız.
“GÜÇLÜ BİR LİDERLİKLE YOL YÜRÜYEN BİR HAREKET TÜRKİYE’Yİ GELECEĞE TAŞIYABİLİR”
– Böyle bir oluşum nasıl şekillenmeli?
Türkiye’deki bütün demokratların birleşmesi gerekiyor. Türkiye’nin doğusu-batısı, kuzeyi-güneyi, kırsalı-kenti kapsayan bir yol gereklidir. Millet yolu gösterir, partiler yolu çizer, liderler yolu yürür. Gücünü milletten alan, Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap verecek bir kadroya sahip olan ve güçlü bir liderlikle yol yürüyen bir hareket Türkiye’yi geleceğe taşıyabilir.
Genel Başkanımızın ’24 Mayıs bir milattır’ değerlendirmesine katılıyorum. Butlanda ittifakında birleşenler, mahkeme kararıyla siyaset alanının boğulmasını destekleyenler, siyah ile beyazın bu kadar net ayrıştığı bir dönemde ortayolculuk yapanlar ile demokrasi cephesinin, Türkiye ittifakının, milli iradenin, serbest seçimlerin yanında olanların ayrıştığı bir milattır bu tarih.
– İdeolojik eksen ne olabilir?
Bizler işgal altındaki İstanbul’da makam mevki kavgası verenlerin değil, vatanı müdafaa etmek için Anadolu’ya geçen Atatürk’ün evladıyız. Son nefesimizi verene kadar Atatürk’ün açtığı yoldan yürüyeceğiz. Cumhuriyet, özgürlükler, hukuk devleti, güçlü ekonomi, akılcı diplomasi, gerçek bir sosyal devlet, doğudan batıya kalkınma hamlesi, milli tarım, yerli sanayi, kuvvetli bir ordu ve savunma sanayi için çalışıyoruz.
“KAYBEDECEKLERİNİ BİLİYORLAR”
– Yaşananlar seçimli demokrasinin geleceğiyle ilgili büyük bir kırılma mı?
Ne CHP’nin iç meselesi? Bu saray darbesidir! Bugün Türkiye’de yaşanan şey, doğrudan seçimli demokrasinin geleceğiyle ilgilidir. Seçim yapıyorsun tanımıyor. Kurultay yapıyorsun tanımıyor. İstinaf Mahkemesi kararıyla bizim partimizin başına o kayyımı atıyor. YSK ise kendini inkâr ediyor.
2017’de mühürsüz oylarla başlayan süreç, 2019’da İstanbul seçimlerinin iptaliyle devam etti. Bugün ise artık muhalefetin doğrudan devlet gücüyle yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı bir aşamaya geçildi. Her darbe daha ağır uygulamaları önümüze koymaktadır.
Bu mesele, Türkiye’de milletin sandık yoluyla iktidarı değiştirme hakkının korunup korunamayacağı meselesidir. Hukuku tanımıyorlar. Kurultay yolunu açmıyorlar. Çünkü kaybedeceklerini biliyorlar.
– MHP’nin CHP’ye yol haritası sunmasını nasıl karşılıyorsunuz?
“Cumhuriyet Halk Partisi’nin yol haritasını yalnızca partililerimiz belirler. Ne iktidar odaklarının ne de iktidarın kayyımlığını yapan ve kurultayımızı engelleyenlerin partimiz üzerine söylediği sözlerin bir kıymeti yoktur. Hukuk zaten kurultayı emretmektedir.”
“SÜRECİ BİTİRMENİN VE YENİDEN BU MİLLETİN EVLATLARININ KANINA GİRMENİN HESABINI YAPIYOR”
– Kürt sorununun çözümü için zor bir yola mı girildi?
Çok üzgünüm… Gerçekten çok üzgünüm. Terörsüz ve Demokratik Türkiye hedefi, milletin barış içinde ve huzurlu bir Türkiye umudu bizzat Erdoğan tarafından yok ediliyor. Sayın Pervin Buldan’ı, çabasını büyük bir saygıyla karşılıyorum. Fakat bu ülkenin başı, milletin kaderi için böylesine önemli bir süreci sabote etmek için elinden geleni yapıyor.
Hazırlayalım, biz de destek verelim ve çıkaralım yasayı. Fakat demokrasi elden gittikten sonra, hukuk ayaklar altına alındıktan sonra hangi barış, hangi huzur, hangi yasa diye sormayacak mı bu millet? Erdoğan hâlâ ‘Kürt anasını görmesin’ zihniyetiyle iş yapıyor. Hatta aynı zamanda ‘Türk gün yüzü görmesin’ zihniyetiyle yol yürüyor.
Açık açık söylüyorum: Seçimlere kadar süreci devam ettirip, her türlü hukuksuzlukla seçimleri kazanıp, süreci bitirmenin ve yeniden bu milletin evlatlarının kanına girmenin hesabını yapıyor. Defalarca aldandığını ifade ederek milletini aldatan iktidar, ne yazık ki bu tarihî süreçte de koltuk menfaati ile tereddütsüz milletimizi aldatmaya devam etmektedir!
Millete ihtiyacı olan güveni vermeden, soru işaretlerini gidermeden atılacak adımlar ülkemize daha büyük zararlar vermeye gebedir. Toplum çok büyük bir güvensizlik içerisinde. Bu topraklarda halay da horon da dik oynanır. Dik durulur, dik yürünür. Hep birlikte dik duralım, dik yürüyelim. Bu milleti kandırmaya çalışanlara izin vermeyelim.
