Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ), milyonlarca çalışan ve emeklinin yaşam standartlarını doğrudan gözler önüne seren 2026 Mayıs ayı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı” araştırmasının sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı.
Yapılan hesaplamalara göre gıda fiyatlarındaki tırmanış hız kesmezken, açlık sınırı 35 bin TL barajını, yoksulluk sınırı ise 114 bin TL eşiğini aşarak maaş zamlarını daha ilk aylardan tamamen hükümsüz bıraktı.

AÇLIK VE YOKSULLUK BARAJLARI REKOR KESİNTİSİZ YÜKSELİYOR
Ankara merkezli olarak yürütülen ve her ay düzenli şekilde tescil edilen saha araştırmasının mayıs ayı bilançosu, alım gücündeki yapısal hasarı sayısal verilerle ortaya koydu.
Araştırma sonuçlarına göre oluşan resmi fiyat eşikleri şu şekilde netleşti:
Ankara’da yaşamını sürdüren dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi gayesiyle yapması zorunlu olan aylık gıda harcaması tutarı, yani açlık sınırı 35.174,85 TL olarak kayıtlara geçti.
Gıda harcamasının yanı sıra giyim, mesken (kira, elektrik, su, yakıt), ulaştırma, eğitim, sağlık ve benzeri temel ihtiyaç kalemlerinin karşılanması için yapılması kaçınılmaz olan diğer aylık harcamaların toplam tutarını ifade eden yoksulluk sınırı ise 114.576,10 TL seviyesine tırmandı.
Paylaşılan verilerde ailelerin yanı sıra tek başına geçinmeye çalışan bireyler de unutulmadı. Buna göre, bekar bir ücretli çalışanın tek başına idame ettirebilmesi için gereken minimum ‘yaşama maliyeti’ aylık 45.488,25 TL olarak hesaplandı.
MUTFAK ENFLASYONU YILLIK YÜZDE 40’IN ÜZERİNE DEMİRLEDİ
Gıda fiyatlarındaki dönemsel ve kronik fiyat hareketlerini ölçen “mutfak enflasyonu” verilerindeki değişim eğilimleri de halkın bütçesindeki erimeyi doğruladı. Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (TÜRK-İŞ) verilerine göre, dört kişilik bir ailenin gıda harcamalarındaki asgari artış bir önceki aya göre yüzde 1,70 oranında gerçekleşti.
Bununla birlikte, mutfaktaki yangının uzun vadeli seyrini gösteren on iki aylık değişim oranı yüzde 40,18 olarak hesaplanırken, yıllık ortalama artış grafiği ise yüzde 40,58 seviyesinde gerçekleşti. Yılın başından bu yana geçen beş aylık döneme bakıldığında ise mutfaktaki toplam artış oranının yüzde 16,69 seviyesine ulaştığı saptandı.
“ÜCRET ARTIŞLARI FİYAT ARTIŞLARINI KARŞILAMAKTA YETERSİZ”
Konfederasyon yönetimi, saha araştırmasından elde edilen verilerin toplumsal ve ekonomik yansımalarına dair resmi bir bildiri yayımladı. Ücret politikalarının sadece geçmiş enflasyona endekslenerek belirlenmesinin yarattığı tahribata dikkat çekilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Yaşam maliyetlerindeki artış, ücretli çalışanlar ve emekliler başta olmak üzere geniş toplum kesimlerinin geçim koşullarını olumsuz etkilemeye devam etmektedir. Özellikle temel ihtiyaç harcamaları içerisinde önemli bir paya sahip olan gıda fiyatlarında yaşanan yükseliş, hane halkı bütçeleri üzerindeki baskıyı artırmaktadır. Düşük gelirli ve sabit gelirle geçimini sağlayan kesimlerin harcamaları içerisinde önemli bir yer tutan mutfak harcamalarındaki artışın, genel tüketici fiyatlarındaki artışın üzerinde seyretmesi dikkat çekmektedir. Enflasyonun yüksek düzeyini koruduğu mevcut ekonomik koşullarda, ücret artışlarının fiyat artışlarını karşılamakta yetersiz kalması çalışanların satın alma gücünün gerilemesine neden olmaktadır.
TÜRK-İŞ tarafından yapılan hesaplamalara göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için gerekli aylık gıda harcaması son bir ayda 588 TL artmıştır. Aylık artışların birikimli etkisi sonucunda, yılın ilk beş aylık döneminde aile bütçelerine yansıyan ilave mutfak harcaması 3.950 TL’ye ulaşmıştır. Temel ihtiyaçların karşılanmasını giderek zorlaştıran bu gelişmeler, ücretli çalışanlar ile emeklilerin geçim koşullarının daha da ağırlaşmasına yol açmaktadır.
Bu çerçevede, ücret gelirlerinin yalnızca gerçekleşen enflasyon oranı dikkate alınarak belirlenmesi yeterli olmamaktadır. Çalışanların ve emeklilerin satın alma gücünün korunması, gelir dağılımındaki bozulmanın önlenmesi ve yoksulluğun azaltılmasına katkı sağlanabilmesi için ücret politikalarının daha geniş bir sosyal ve ekonomik çerçevede ele alınması gerekmektedir.”
