Singapur’un Toplu Konut Başarısı: Devlet Destekli Ev Sahipliği Ekonomiyi Nasıl Büyüttü?

Singapur’un toplu konut sistemi dünyada devlet eliyle mülkiyet sahibi yapma konusunda en başarılı model olarak kabul ediliyor. Çünkü nüfusun yaklaşık %80’ini devlet tarafından inşa edilen bu konutlarda yaşıyor. Üstelik %90’ı da evin sahibi. Beraberinde ekonomik büyümeyi de getiren bu sistem nasıl bu kadar başarılı oldu?

Mülkiyet odaklı bir proje planlandı.

Singapur modeli, halka sadece kiralık ucuz ev sunmak yerine onları ev sahibi yapmaya odaklandı. İnsanların kendi mülküne sahip olması zaman içinde toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirdi ve bireylerin ülkenin ekonomik geleceğine daha fazla güven duymasını sağladı.

Merkezi ihtiyat fonu ile zorunlu tasarruf sağlandı.

Sistemin kalbinde CPF adı verilen zorunlu bir tasarruf fonu yer alır. Çalışanların ve işverenlerin maaşlardan yaptığı kesintiler bu fonda birikir. Devlet, bu birikimlerin ev alımı için peşinat veya taksit ödemesi olarak kullanılmasına izin vererek, sermaye birikimini doğrudan konut finansmanına yönlendirdi.

Toprak kamulaştırma kanunu çıkarıldı.

1966 yılında çıkarılan kanunla devlet, stratejik alanları piyasa değerinin altında kamulaştırma yetkisi aldı. Bu sayede de kıt olan toprak kaynağı spekülatörlerin elinden alınmış ve düşük maliyetle devasa konut projeleri için alan yaratıldı. Bu durum da aslında inşaat maliyetlerini ciddi oranda düşürmeye başladı.

Karma mahalle yapısıyla sosyal entegrasyona önem verildi.

Singapur, konut projelerinde farklı gelir gruplarını ve Çinli, Malay, Hintli gibi etnik kökenleri aynı bloklarda yaşamaya teşvik eden kotalar uyguladı. Bu durum da beraberinde getto oluşumunu engelledi. Hatta sosyal barışı sağladı ve sınıflar arası geçişi kolaylaştırdı.

İş gücü verimliliği de arttı.

Barınma sorunu çözülmüş, işine yakın, güvenli ve modern binalarda yaşayan bir nüfusun iş gücü verimliliği de artmaya başladı. İnsanların gelirlerinin devasa bir kısmını kiraya vermek yerine mülk sahibi olmaya harcaması, ailelerin eğitim ve sağlık gibi alanlara daha fazla bütçe ayırabilmesini sağladı.

İnşaat sektörü zaman içinde diğer sektörleri de canlandırdı.

Sürekli devam eden devasa toplu konut projeleri; inşaat, lojistik, mobilya ve beyaz eşya gibi onlarca alt sektörü canlı tuttu. İşin özünde de bu döngü, yerel ekonomiyi besleyen ve istihdam yaratan devasa bir iç pazar oluşturdu.

Varlıkların değer artışıyla gelen zenginlik alanı oluştu.

Devletten uygun fiyatla alınan konutlar, zamanla Singapur’un bir finans merkezine dönüşmesiyle değer kazandı. Ardından da bu değer artışı, orta sınıfın elindeki en büyük sermaye haline geldi. Vatandaşlar değerlenen evlerini teminat göstererek veya satıp küçülerek girişimcilik ve emeklilik için sermaye yaratabilme imkanı buldu.

Enflasyona karşı bir kalkan görevi gördü.

Barınma maliyetlerinin devlet kontrolünde ve öngörülebilir olması, genel enflasyon baskısını sınırladı. Aynı zamanda kira artışlarının kontrolsüz olmadığı bir ortamda, ücret artışı talepleri daha dengeli kaldı, bu da Singapur’un küresel yatırımcılar için maliyet açısından cazip bir yer olmasını sağladı.

Author: Yusuf Arslan