Yandaşları sevindiren ‘nafaka’ kararına tepkiler çığ oldu: Hayatlarımızdan ve haklarımızdan vazgeçmiyoruz

Yandaş gazetecilerin ve AKP’lilerin sık sık gündeme getirerek hedef aldığı süresiz nafaka hakkına yönelik tepki çeken bir karara imza atıldı. Anayasa Mahkemesi (AYM), Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan ve yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” istenebilmesini düzenleyen ibareyi iptal etti.

Antalya 12. Aile Mahkemesi, baktığı bir boşanma davasında bu hükmün Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına vararak yüksek mahkemeye başvurmuştu. AYM’nin oy çokluğuyla aldığı bu iptal kararı, kadın hakları savunucuları, barolar ve sivil toplum kuruluşları tarafından çok sert tepkiyle karşılandı. Kararın ardından peş peşe yapılan açıklamalarda, nafaka hakkının kadınların yaşam güvencesi olduğu vurgulanarak, kararın kadını aile içine hapsetme ve ekonomik olarak çaresiz bırakma amacı taşıdığı ifade edildi.

Avukatlar Vakfı Başkan Yardımcısı ve Türkiye’nin ilk kadın hukuku uzmanı Av. Nazan Moroğlu, iptal kararının kadın-erkek eşitliğinin göz ardı edilmesinin bir sonucu olduğunu belirtti. Kamuoyunda nafakanın her koşulda süresiz olduğuna dair yanlış bir algı yaratıldığını, oysa Medeni Kanun’un 176. maddesinde nafakanın kaldırılması şartlarının zaten mevcut olduğunu hatırlatan Moroğlu şunları söyledi:

“Uygulamada nafaka talep eden tarafın genellikle kadın olmasının nedeni hiç dikkate alınmamakta; ülkemizde kadınların eğitimde, istihdamda ve karar verici konumlarda geri bırakılması görmezden gelinmektedir. Türkiye’de 1992 yılına kadar kadının çalışması kocanın iznine bağlıydı, günümüzde ise bu durum zihniyet olarak sürmektedir.”

“HUKUKİ GÜVENLİK YOK DEMEKTİR”

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü, AYM’nin 2012 yılında aynı düzenlemeyi “sosyal hukuk devleti ilkesinin bir gereği” olarak görerek iptal istemini reddettiğini anımsattı. Kanun değişmediği halde mahkeme heyetinin değişmesiyle kararın değişmesini eleştiren Güllü, “Siyasetin hukuku şekillendirmesine, kadınların ekonomik güvencelerinin ortadan kaldırılmasına itiraz ediyoruz” dedi.

Güllü, milyonlarca kadının ev içi ücretsiz bakım emeği nedeniyle istihdamdan uzak kaldığına dikkat çekerek şu uyarılarda bulundu:

“Ekonomik güvencesi elinden alınan kadın, şiddet döngüsünden çıkamaz, boşanamaz. Nafaka hakkının zayıflatılması, kadınların yaşam hakkını ve güvenliğini doğrudan tehdit etmektedir.

Sosyal devlet, kadınları aile içinde görünmez emeğe mahkum edip boşanma sonrasında yalnız bırakan değil; dezavantajlı olanı koruyan devlettir. Gerekçeli kararı bekliyoruz.”

“BU PLANA RAZI OLMAYACAĞIZ”

İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi de sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada kararın Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olduğunu savunarak, “Nafaka hakkımızdan vazgeçmiyoruz” mesajı verdi.

Süresiz nafakanın mağduriyet yarattığı iddiasının iktidar tarafından kurgulanmış gerçek dışı bir söylem olduğunu belirten baro, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“Yapılmak istenen; kadınların şiddet dolu ailelere mahkum edilmesi, yoksullaştırılarak devlet tarafından karşılanmayan tüm bakım yükünü üstlenmeye razı edilmesidir. Bu plana razı olmayacağız. Yerel mahkemeleri uyarıyoruz: Kadınların insanlık onurunu koruyan bu temel hükme aykırı bir düzenlemenin uygulanması, geri dönülmez sonuçlar doğuracaktır.”

“EN AĞIR BEDELİ YOKSUL KADINLAR ÖDEYECEK”

Kararın sınıfsal boyutuna dikkat çeken Önce Çocuklar ve Kadınlar Derneği ise düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışan ya da ömrünü ev içi emeğe vermiş kadınlar için nafakanın hayati bir önem taşıdığının altını çizdi.

Dernek tarafından yapılan açıklamada, sorunun sadece nafaka miktarı olmadığı, kadınları bağımlı kılan sömürü ilişkileri olduğu belirtilerek şu vurgu yapıldı:

“Nafakanın hedefe konulması, kadınların yoksulluğunu üreten ekonomik düzeni tartışmak yerine, yoksulluğun sonuçlarını yaşayan kadınları tartışma konusu haline getiriyor. Devletin görevi, boşanmış kadınların gelir güvencesini zayıflatmak değil; kreş, bakım hizmetleri ve istihdam politikalarıyla kadınların ekonomik bağımsızlığını güçlendirmektir. Bu kararda en ağır bedeli, her zaman olduğu gibi, emekçi ve yoksul kadınlar ödeyecektir.”

Author: Yusuf Arslan