ArcheThink tarafından hayata geçirilen ve Türkiye’nin tasarım ekosistemine yeni bir soluk getirmeyi amaçlayan “Bir Tasarım Problemi” serisi, sekizinci buluşmasını SALT Galata’nın tarihi atmosferinde gerçekleştirdi. Tasarımı sadece teknik bir çözüm yolu olarak değil, derinlemesine bir düşünme pratiği olarak ele alan program; bu edisyonunda odağını “atmosfer” kavramına çevirdi. Farklı disiplinlerden gelen uzmanların katılımıyla düzenlenen etkinlikte, tasarımın insan psikolojisi ve duyular üzerindeki sessiz ama güçlü hakimiyeti masaya yatırıldı.
Tasarımın disiplinler arası yolculuğu
Etkinliğin açılışında konuşan ArcheThink kurucusu Selin Uysal, tasarımın sürekli evrilen bir düşünme süreci olduğunu vurguladı. Uysal’a göre programın temel gayesi, tasarımı tek bir meslek grubunun tekelinden kurtararak farklı bakış açılarının harmanlandığı ortak bir zemin oluşturmak. Bu yaklaşım doğrultusunda etkinlik; oyun dünyasından mimariye, endüstriyel ürünlerden mekansal kurgulara kadar geniş bir yelpazede tasarımın yarattığı duygusal bağları tartışmaya açtı.

Dijital oyunlardan kentsel anlatılara
Oyun Tasarımcısı Eray Dinç, sunumunda dijital oyunların sinema ile olan organik bağını ve oyuncunun bu süreçteki aktif rolünü değerlendirdi. İstanbul ve Kapadokya gibi kentleri birer oyun sahasına dönüştüren projelerinden bahseden Dinç, özellikle “Nazar” projesiyle ışık, zaman ve algı kavramlarının oyun tasarımında nasıl çok boyutlu bir tecrübeye dönüştüğünü anlattı. Oyunun sadece bir eğlence aracı olmadığını, zihinsel bir üretim alanı olduğunu ifade eden tasarımcı, mekanın atmosfer üzerindeki belirleyici gücüne dikkat çekti.
Yaşam alanlarında görünmez estetik
Endüstriyel Tasarımcı Merve Nur Sökmen, tasarımın günlük hayattaki işlevselliğinin ötesine geçerek yaşam konforunu nasıl şekillendirdiğini paylaştı. Mekanın ruhuna aykırı durabilen klima gibi endüstriyel nesnelerin, kullanıcı odaklı ve estetik bir dille nasıl yeniden kurgulanabileceğini örnekledi. Sökmen; sürdürülebilirlik, akıllı sistemler ve kişiselleştirme başlıkları altında, nesnelerin mekanın genel atmosferiyle kurduğu uyumun aslında kullanıcının ruh halini doğrudan etkilediğini belirtti.

Mimari ile hafızayı canlandırmak
Mimar Ömer Selçuk Baz ise mimarlığı bir hikaye anlatma sanatı olarak tanımlayarak Manisa Kurtuluş Müzesi projesindeki deneyimlerini aktardı. Klasik müze anlayışını yıkan bu projede, şehrin yangın sonrası tarihine odaklanan bir anlatı dili benimsendi. Işık, malzeme ve mekanın içindeki boşluklar kullanılarak ziyaretçilere karanlıktan aydınlığa doğru ilerleyen duygusal bir yolculuk sunuldu. Baz, mimari yapının sadece taştan ve betondan ibaret olmadığını, toplumsal hafızayı diri tutan bir araç vasfı taşıdığını dile getirdi.