Evde sporla gelen büyük dönüşüm! ‘Diyet yapıyorum’ psikolojisine girmeden 40 kilo verdi

Betül Topaklı / Milliyet.com.tr – Şebnem Candan, 1996 yılında İzmir’de doğdu. Annesi emekli banka müdürü, babası inşaat mühendisi olan Şebnem’in çocukluğu spor ve sanatın birçok farklı alanıyla ilgilenerek geçti. Profesyonel olarak, yüzme ve basketbolda lisanslı sporcu olarak yarışmalara katıldı. 2012 yılında tiroit bezlerinde yaşına göre fazla nodül ve damarlı yapı olduğu fark edildi. Bunun üzerine ameliyata alındı. Kanserli hücreye rastlanmadı ancak tiroit bezlerinin alınması gerekti. O günden bu yana ömür boyu kullanması gereken hormon ilaçları olan Şebnem, derslerinde çok başarılıydı. İstanbul Alman Lisesi’nden mezun olduktan sonra, İstanbul Bilgi Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı bölümüne girmeye hak kazandı. Kontrolsüzce kilo almaya tam da o yıllarda başladığını söyleyen Şebnem, o günleri şöyle anlatıyor:

“Bölümüm mimarlık fakültesi bünyesindeydi ve tasarım, psikoloji, ergonomi ile farkındalık odaklı oldukça yoğun bir eğitim alıyorduk. Sürekli projeler hazırlıyor, maketler yapıyor ve sunum yetiştiriyorduk. Bu tempo zamanla yaşam düzenimi olumsuz etkilemeye başladı. Çoğu zaman sabahlıyor, uzun süre hareketsiz kalıyor ve düzensiz besleniyordum. Bir noktadan sonra uyku düzenim tamamen bozuldu. Sürekli stres altında yaşayan, yemek atakları geçiren ve giderek daha hareketsiz birine dönüştüm. Fark etmeden yaklaşık 40 kilo aldım. 2019-2020 döneminde, Covid kapanmalarının başladığı zamanlarda bir ders kapsamında günlük hayatımızı videoya çekmemiz gerekiyordu. O videoyu izlediğimde ilk kez kendimi gerçekten dışarıdan görme fırsatım oldu.”

‘DIŞARI ÇIKMAK İSTEMEMEYE BAŞLADIM’

“Kilo aldığımı biliyordum ancak videodaki kişiyi kendim gibi hissedemiyordum” diyen Şebnem, “Henüz 23-24 yaşındaydım ama kendimi en az 30-35 yaşında biri gibi görüyordum. Sosyal bir çevrem vardı ve kimse bana doğrudan bir şey söylemedi ancak ben değiştiğimin farkındaydım. Eskiden sosyal ortamlardan kaçmayan, oldukça aktif biri olmama rağmen dışarı çıkmak istememeye başladım. Sınıfta daha sessiz, salaş kıyafetlerle bir köşede oturan birine dönüştüm. Kıyafet almak istemiyor, kendimi buna değer görmüyordum. Bir gün yokuş çıkarken nefes nefese kaldığımı, başka bir gün ayakkabımı bağlamakta zorlandığımı fark ettim. Oturup kalkmak gibi en temel hareketler bile benim için zorlaşmıştı. Henüz 24 yaşında biri için bunları yaşamak gerçekten çok üzücüydü” dedi.

İNSÜLİN DİRENCİNİ KIRMAYI BAŞARDI

Covid döneminde İzmir’e dönen Şebnem, anne ve babasına hem fiziksel hem de mental olarak artık çok mutsuz olduğunu söyledi. Sonrasında tiroit geçmişi nedeniyle bir endokrin doktoru ve diyetisyen eşliğinde kilo verme sürecine başladı. Yapılan kontroller sonucunda,  tiroit hormon değerlerinin ciddi şekilde düştüğü, insülin direnci başlangıcı olduğu ortaya çıktı. “Diyetisyenle başladığım kilo verme sürecimde yaklaşık bir yılda 103 kilodan 83 kiloya düştüm” diyen Şebnem, “Bu süreçte insülin direncimi kırdım ve yaklaşık 20 kilo verdim. Spor tarafında hiçbir zaman agresif bir yol izlemedim. Daha çok yürüyüş yapmayı tercih ettim ve evde ‘Leslie’ gibi yürüyüş videolarıyla ilerledim. 83 kiloya ulaştığımda sürece biraz ara vermek istediğimi söyledim ve zamanla tekrar 87 kiloya çıktım. O dönemde bir yazılım şirketinde çalışmaya başlamıştım. İnsanların arasına yeniden karıştıkça kilomla tekrar yüzleşmek zorunda kaldım. Belki artık 103 kilo değildim ama hâlâ kendimi mutsuz hissediyordum” şeklinde konuştu.

“Daha sonra ağabeyimi ziyaret etmek için Amerika’ya gittim. Döndüğümde 91 kiloydum ve ‘bu böyle devam edemez’ dedim. Kendime motivasyon sağlamak için Instagram’a videolar yüklemeye başladım. İlk videomu paylaştığımda, benimle aynı duyguları yaşayan insanlarla karşılaştım ve yalnız olmadığımı anladım. Evde kilo verme yolculuğum da tam olarak böyle başladı. Beslenme planımı da antrenman programımı da kendim hazırladım ve yaşadığım her aşamayı sosyal medyada paylaştım. Kilo alma, verme ve sabit kalma dönemleriyle birlikte bu yolculuk yaklaşık iki yıl sürdü. Yani 87 kilodan 63 kiloya uzanan bu süreci tamamen evde spor yaparak yönettim. Bu süreçte beni en çok zorlayan şey spor değil, beslenmeydi. Çünkü vücudum spora alışkındı. Asıl mücadelem, stres anlarında yaşadığım yemek ataklarıydı. Ne zaman stresli olsam, kendimi buzdolabının önünde buluyordum. Sonrasında yaşadığım vicdan azabı ise mental olarak beni çok yıpratıyordu.”

‘BİR DAHA ASLA 103 KİLO OLMAYACAKTIM’

Şebnem, bir süre sonra bağırsak sağlığının ruh halini ve yeme ataklarını etkilediğini fark etti. Bağırsak dengesini koruduğu dönemlerde krizlerinin azaldığını söyleyen Şebnem, ‘ne yersen osun’ sözünün gerçekten ne kadar doğru olduğunu yaşayarak öğrendi. “Evde spor yapmak ise disiplin açısından bambaşka bir deneyimdi” diyen Şebnem, “Çünkü sizi zorlayan bir takım ya da antrenör olmuyor. ‘Bugün yapmasam da olur’ dediğim çok gün oldu ama kendime verdiğim bir söz vardı: Bir daha asla 103 kilo olmayacaktım. Ayrıca o hafifliği ve rahatlığı hissettikten sonra insan bunu kaybetmek istemiyor. İlk 20 kilomu verirken üç ana, üç ara öğün şeklinde beslendim. Çünkü insülin direncim vardı ve vücudumun yeniden düzene girmesi gerekiyordu. Daha sonra bu düzen üç ana, iki ara öğüne dönüştü” diyerek son 20 kilosunu aralıklı oruç sistemiyle verdiğini anlattı. 

‘DİYET YAPIYORUM PSİKOLOJİSİNE GİRMEDİM’

“Kilo verme sürecimde öğrendiğim en önemli şey, vücudumu dinlemek oldu” diyen Şebnem, “Çünkü beden strese girdiğinde kortizol artıyor; bu da ödem, şişkinlik ve yorgun bir görüntüye neden oluyor. Bu yüzden hiçbir zaman ‘diyet yapıyorum’ psikolojisine girmedim. Bunu geçici bir süreç değil, sürdürülebilir bir yaşam düzeni olarak görmeye çalıştım. Bir dönem 62 kiloyu gördüm. Kas oranım yüksek, yağ oranım ise oldukça düşüktü. Kendimi hem fiziksel hem de mental olarak çok iyi hissediyordum. Sonra ağabeyimi ziyaret etmek için iki haftalığına Amerika’ya gittim. Ancak o kısa sürede bile beslenme düzenimin değişmesi ve hormon dengemin bozulmaya başlamasıyla birlikte vücudumdaki değişimi fark ettim. Türkiye’ye döndükten sonra da kilo almaya devam ediyordum. Yapılan tetkikler sonucunda tiroit değerlerimin normal bir bireye göre yaklaşık üç kat daha yavaş çalıştığını öğrendim” diye konuştu.

‘ARTIK ODAĞIM YALNIZCA TARTI DEĞİL’

Hormon dengesinin bozulması nedeniyle yeniden ilaç kullanmaya başladığını söyleyen Şebnem, “Ancak hormonlar bir gecede düzelmiyor. Şu an hâlâ bu sürecin içindeyim. Bazen motivasyonum düşüyor, bazen de ‘Neden tartı değişmiyor?’ diye düşündüğüm oluyor. Ama daha önce bu yolu yürüdüğüm için yeniden başarabileceğimi biliyorum. Artık odağım yalnızca tartı değil. Aynadaki görüntüme, enerjime ve genel sağlığıma odaklanıyorum. Çünkü hedefim sadece zayıf görünmek değil; sağlıklı yaş almak, ileride çocuklarımla ve torunlarımla kaliteli bir hayat sürdürebilmek. Bu yüzden kas oranı benim için çok önemli. Özellikle son yıllarda yapılan araştırmalarda bacak kaslarının sağlık açısından ne kadar değerli olduğu daha sık konuşuluyor” diyerek bundan sonraki süreçte önceliğinin görüntüden önce sağlık olacağını dile getirdi.

‘İNSANLARA UMUT OLMAYA ÇALIŞTIM’

İnsanların evde spor yapmaktan, ağırlık kaldırmaktan ve “kalınlaşmaktan” korktuklarını söyleyen Şebnem, sözlerine şöyle devam etti: “Oysa vücudumuza doğru şekilde direnç uygulamaktan korkmamalıyız. Elbette herkesin kendi seviyesine uygun şekilde ilerlemesi gerekiyor. Benim süreç boyunca en çok dikkat ettiğim üç şey vardı: Isınmadan asla spora başlamamak, spordan sonra soğuma hareketlerini atlamamak ve esnemeyi hiçbir zaman bırakmamak. Çünkü kaslarımız çalıştıkça gerginleşip esnekliğini kaybediyor. Bu yüzden onları uzatmayı ve bedenimizin esnekliğini korumayı da öğrenmemiz gerekiyor. Kilo verme yolculuğumda insanların bana yaklaşımı yalnızca fiziksel değişim üzerinden olmadı. Daha çok verdiğim ilhamı, bilgilerimi paylaşma isteğimi ve umut olmaya çalışmamı önemsedi. Bu da beni çok mutlu etti.”

Author: Yusuf Arslan