Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan 2025 yılı hanehalkı tüketim harcamaları araştırması bünyesindeki gıda israfı göstergeleri, toplumun farklı tabakaları arasındaki derin ekonomik uçurumu ve tüketim kalıplarındaki çarpıcı çelişkileri bir kez daha ortaya çıkardı.
YOKSULUN SOFRASINDA TEK BİR TANENİN BİLE ÇÖPE GİTMESİNE İZİN YOK
Yapılan saha çalışmasına göre, geliri en düşük olan yüzde 20’lik ilk grupta yer alan hanelerin yüzde 93,9 gibi ezici bir çoğunluğu, satın aldıkları gıda maddelerini “hiçbir zaman” çöpe atmadıklarını ifade ediyor.

Geliri en yüksek olan yüzde 20’lik şanslı azınlıkta yiyecekleri hiçbir zaman çöpe atmadığını beyan edenlerin oranı yüzde 73,3 seviyesinde gerçekleşti. Araştırma sonuçlarında Türkiye genelinde gıda maddelerini hiçbir koşulda çöpe atmadığını dile getirenlerin ortalaması ise yüzde 84,0 olarak hesaplandı.
DAR GELİRLİ AY SONUNU ÇIKARMAK İÇİN LİSTEYE BAĞLI KALDI
Milyonlarca tüketicinin gıda tedarik süreçlerini planlama ve bütçeleme metotları mercek altına alındığında, alt gelir gruplarının plansız harcamalardan kaçınmak için daha katı kurallar uyguladığı saptandı. Düşük gelir basamağındaki hanelerin yüzde 57,3’ü market ve pazar alışverişlerinde önceden hazırlanan bir alışveriş listesinden faydalanırken, yüksek gelir grubundaki ailelerde bu oran yüzde 49,9’a kadar düşüyor.
ENFLASYONU ZENGİN TAKİP ETTİ
Buna tezat olarak, ürünlerin etiket fiyatlarını sistemli biçimde takip ederek alışverişe çıktığını belirtenlerin oranı ise refah düzeyi yükseldikçe yukarı yönlü grafik çiziyor.
En yüksek kazanç grubunda piyasadaki fiyat hareketlerini takip edenlerin oranı yüzde 18,2’yi bulurken, en düşük kazanç segmentinde bu takibi yapabildiğini söyleyenlerin oranı yüzde 9,3 seviyesinde kalıyor.
ETİKET OKURYAZARLIĞINDAKİ BÜYÜK UÇURUM
Ekonomik imkansızlıklar ve eğitim olanaklarına erişim kısıtlılığı, reyonlardaki yasal uyarıların anlaşılma oranlarına da doğrudan yansıyor. Paketlerin üzerinde yer alan “son tüketim tarihi” (STT) kavramının ne anlama geldiğini bilmediğini beyan edenlerin oranı dar gelirli kitlede yüzde 16,6’ya kadar tırmanırken, yüksek gelirli grupta bu bilgisizlik oranı yüzde 1,9 seviyesinde gerçekleşti.
Benzer bir biçimde, “tavsiye edilen tüketim tarihi” (TETT) uygulaması hakkında herhangi bir fikri bulunmadığını kaydedenlerin oranı en düşük gelirli grupta yüzde 21,6 olarak ölçülürken, en yüksek gelirli kesimde bu oran yüzde 5,3 olarak kayıtlara geçti.
EN ZENGİN KESİM TAZE MEYVE VE SEBZEYİ SAVURUYOR
Gıda çöplüğüne dönen mutfaklardaki ürün tercihleri de gelir durumuna göre köklü ayrışmalar sergiliyor. Alım gücü sınırlı olan hanelerin israf etmek zorunda kaldığı yiyeceklerin başında yüzde 38,6’lık pay ile temel besin maddesi olan ekmek yer alırken, yüksek gelir grubunda ekmek ziyan etme oranı yüzde 27,8’e iniyor.
Buna karşılık, taze meyve ve sebze kalemindeki savurganlık yüksek gelir grubunda yüzde 44,3’lük oranla ilk sıraya yerleşirken, düşük gelirli ailelerin mutfağında bu oran yüzde 33 düzeyinde kalıyor. Hayvansal gıdalarda da paralel bir seyir izleniyor; en yüksek gelir grubunda süt ve süt ürünlerini en çok israf edilen yiyecek sınıfı olarak gösterenlerin oranı yüzde 17,5’i bulurken, dar gelirli grupta bu oran yüzde 13,4 seviyesinde ölçüldü.
Tasarruf çabalarına bakıldığında ise ülke genelinde halkın yüzde 83,6’sı gıda israfının önüne geçebilmek adına elinden gelen tüm gayreti gösterdiğini belirtiyor.
Ancak bu toplumsal çaba en yüksek gelir grubuna gelindiğinde yüzde 80 barajına kadar gerilerken, diğer tüm gelir gruplarında yüzde 84-85 bandında seyrederek yüksek bir kararlılık sergiliyor. Ortaya çıkan tüm bu somut sayısal tablolar, finansal imkanlar genişledikçe israf eğiliminin yapısal olarak tırmandığını, bütçesi kısıtlı olan milyonların ise hem tedarik planlamasında hem de tüketim aşamasında çok daha tutumlu davranmak zorunda kaldığını gösteriyor.
