Vahşi doğanın kalbinde, sadece ismiyle bile ürperti uyandıran bir nokta var: Uganda’daki Queen Elizabeth Ulusal Parkı içinde yer alan Piton Mağarası. Ancak bu karanlık dehlizi asıl korkutucu kılan şey, duvarlarında asılı duran yılanlar değil; binlerce Mısır meyve yarasasının bünyesinde barındırdığı Marburg virüsü.
Ebola’nın bu ölümcül akrabası, mağaranın nemli atmosferinde sessizce bir konaktan diğerine geçmek için fırsat kolluyor. Volcanoes Safaris Partnership Trust tarafından yürütülen yeni bir çalışma, bu ekosistemin sanıldığından çok daha karmaşık bir “türler arası geçiş” noktası olduğunu kanıtladı.
Araştırmacılar, mağara girişine yerleştirdikleri foto kapanlarla tam 368 gece boyunca bölgedeki hareketliliği izledi. Ortaya çıkan tablo ise biyolojik güvenlik açısından oldukça endişe verici. Kaydedilen görüntülerde leopar, babun, çeşitli maymun türleri ve dev kartalların da dahil olduğu en az 14 farklı türün mağarayı aktif olarak kullandığı görüldü. Toplamda 300’den fazla vahşi yaşam etkileşimi belgelenirken, virüsün yayılma rotası da netleşmeye başladı.
Mağaranın asıl sakinleri olan yarasalar, Marburg virüsünü taşımalarına rağmen hiçbir hastalık belirtisi göstermiyor. Bu durum onları “mükemmel birer depo” haline getiriyor. Kameralara yansıyan bir leopar, 43 farklı seferde mağaraya girip ağzında avladığı yarasalarla dışarı çıkarken görüldü. Sadece bu büyük kediler de değil; akbabalar ve kartallar da enfekte olmuş yarasaları tüketerek virüsün doğadaki dağılımına bilmeden aracılık ediyor.
İnsan faktörü ve hafızalardaki acı kayıp
Tehlikenin boyutu sadece hayvanlarla sınırlı değil. Ziyaretçilere mağara ağzından en az 30 metre uzak durma kuralı getirilmiş olsa da veriler kuralların hiçe sayıldığını gösteriyor. Kameralar, aralarında turist gruplarının ve okul gezilerinin de bulunduğu 214 kişinin mağaraya tehlikeli şekilde yaklaştığını 22 farklı olayda kaydetti.
Bu ihmallerin bedeli geçmişte çok ağır ödendi. 2008 yılında mağarayı ziyaret eden 40 yaşındaki Hollandalı bir kadın, kaptığı Marburg virüsü nedeniyle karaciğer yetmezliği ve ağır kanamalar sonucunda hayatını kaybetti. Current Biology dergisinde yayımlanan güncel çalışma, bu tarz acı tecrübelerin tekrarlanmaması için yerel rehberlerin eğitilmesini ve koruyucu ekipman kullanımının zorunlu hale getirilmesini öneriyor.